“Ben yolumu kaybettiğimde, bir çocuğun gözlerine bakarım. Çünkü bir çocuğun yetişkinlere öğretebileceği 3 şey vardır; nedensiz mutlu olmaları, her zaman kendilerini meşgul edecek bir iş bulabilmeleri ve elde etmek istediklerini var gücüyle dayatmaları.”
“Müzik için bir tutku olduğu gibi, anlamak için de bir tutku vardır. Bu tutku daha ziyade çocuklarda görülür, fakat yaşın ilerlemesiyle çoğunda kaybolur. Bu olmaksızın, ne matematik ne de bilimler olurdu. Bende her zaman mevcut olan bu tutku asla azalmadı.”"Konfor ve mutluluk, benim için asla ulaşılması gereken amaçlar olmadı. Mal sahibi olma, aldatıcı vitrin başarıları ve lüks hayat, ilk gençlik döneminden bu yana bana küçümsenmeye ve hor görülmeye lâyık şeyler gibi geldi. Hatta ahlâkın bu en alt derecesini zevk düşkünü sefihlerin ideali olarak adlandırıyorum.”
“Modern eğitim tarzı, araştırma merakını henüz tam olarak boğamamıştır. Nazenin bir çiçeğe benzeyen araştırma merakı teşvik ve özellikle hürriyete ihtiyaç duyar, aksi takdirde sararıp solar. Gözlem ve araştırma yapma hazzının baskı, zorlama veya ödev duygusundan kaynaklandığına inanmak ciddi bir hatadır”
“Birşeyi ezberlemektense, her türlü cezayı çekmeyi tercih ederdim”
“Belli bir hisle, saf düşüncenin, eskilerin rüyasını gördükleri, gerçeği yakalama istidadına sahip olduğunu düşünüyorum”
Bir sözlük yazarı arkadaşımın tanımına göre; “İnsanların günümüzde kolay kolay bulamayacağı dostluğun, bir ütopya olmadığını, ancak ne kadar zor olduğunu” anlatan harika rammstein parçası;
İzlemeyen kalmasın diye buraya da eklemek istiyorum…
2004′de dostum Fırat‘ın önderliğinde Felluce’de Amerikan askerlerinin yaptıklarına tepki göstermek için insanlara sürekli çağrıda bulunuyorduk. O günlerde gerçekleşen büyük yıkımın ardından halen yaşam bir şekilde sürüyor orada, aşağıda o ağır saldırıdan arta kalan okulda eğitimini sürdürmeye çalışan öğrencilerin fotoğrafları yer alıyor.
İş yaşamında önemli yerlere gelmiş bir grup eski mezun arkadaş grubu üniversitedeki hocalarından birini ziyarete gitmiş. Çeşitli konular konuşulduktan sonra sohbet, işin yarattığı strese ve hayatın zorluklarına gelmiş.
Yaşlı üniversite hocası ziyaretçilerine kahve ikram etmek üzere mutfağa gitmiş ve değişik boy, renk ve kalitede bir çok fincanın bulunduğu bir tepsiyle geri dönmüş.
Kimi porselen, kimi seramik, kimi cam, kimi plastik olan fincanları ve kahve termosunu masaya koyup kahvelerini oradan almalarını söylemiş. Tüm eski öğrenciler kahvelerini alıp koltuklarına döndüğünde hocaları onlara sunu söylemiş:
“Farkına vardınız mi bilmem, zarif görünümlü, güzel, pahalı fincanların hepsi alindi, masada yalnızca ucuz ve basit görünümlü fincanlar kaldı..
Elbette ki kendiniz için en güzelini istemek ve onu almak çok normal ama işte bu demin bahsettiğiniz problemlerinizin ve stresin nedeni. Hepinizin istediği fincan değil, kahve iken, bilinçli olarak her biriniz birbirinizin aldığı fincanları gözleyerek daha iyi olan fincanları almaya uğraştınız.
Yaşam kahveyse, iş, para ve mevki fincandır.
Bunlar yalnızca Yaşam’ı tutmaya yarayan araçlardır, ama Yaşam’ın
kalitesi bunlara göre değişmez. Bazen yalnızca fincana odaklanarak, içindeki kahvenin zevkini çıkarmayı unutabiliyoruz.“
Ara
Site Hakkında
Ersin Arslan'ın çalışmalarını tanıttığı, bilim, teknoloji ve hayata dair izlenimlerini paylaştığı kişisel ağ sayfası.
Neredesiniz?
Şu an EAN BLOG blog arşivinde 'yasam' etiketine bakıyorsunuz.