Okuduğum bir haber oldukça düşündürücü ve komik geldi. Japonlar uzay seyahati masraflarını düşürmek için bir kağıt uçak üzerinde çeşitli çalışmalar yapmışlar ve kağıt uçağı 7 mach hıza ve 200 santigrad dereceye dayanıklı hale getirmeyi başarmışlar.
Yaptıkları çalışmanın Fransız Bilimler Akademisi çalışmasına dönmesini sağlayan şey ise bu uçağın atmosfere girişten sonra takibini yapmak için seçtikleri yöntem.
Ya bir verici konacakmış ya da uçağın üzerine her dilden “Bulursanız bize haber verin. JAXA“ yazılacakmış. Yani yıllarca uğraş didin seramiğe alternatif bir selülozik madde keşfet; atmosfer giriş sıcaklığına dayansın, bundan uçak yap, uzaya çıkar, oradan aşağı at sonra da valla yere inmiş olabilir ama tam olarak nereye indiğini bilmiyoruz, bulurlarsa arayacaklarmış modunda bekle.
İnsanlığın gelişimi ile iletişim birbirlerinin neden ve sonuçlarıdır. İnsanoğlu, çoğaldıktan ve araya mesafeler girdikten sonra varlığını sürdürme özgörevinin en önemli halkası olan iletişimi gerçekleştirebilmek için çeşitli gereçlere ihtiyaç duymuştur.
Eski devirlerden günümüze dumanla ve ateşle başlayan bu yolculuk, o zamanlarda öngörülemeyecek ilerlemeler kat etmiş ve bugün insanlık, evrenin derinliklerine elektromagnetik dalgalar ile varlığını bildirir hale gelmiştir.
Belki duymuş olduğunuz bir teze göre bu elektromagnetik dalgalar gibi konuşmalarımız da kaybolmuyor ve bir yerlerde bekliyormuş. Araştırdığım kadarıyla bilimsel bir geriplanı olmayan bu iddiayı uykuya dalmadan önce aklıma getiren ise SAITEM’in yeni sitesi için ses efekti ararken bulmuş olduğum cosmic_debris.wav adlı dosya oldu.
Bu yazıdan bir sene sonra dikkatinizi bu kez sürecin değil sonucun sesine, yani insanlığın uzaya televizyon, radyo ve veri sinyallerinin aktarımı için yaymış olduğu dalgaların iyonosfer tabakasında insan kulağının duyacağı formuna çekeceğim..
Çocukluğumdan bu yana sürmekte olan Toyota sevgim hiç bir zaman bitmeyecek sanırım. Toyota’nın şehir içinde devrim yapmaya hazırlanan IQ modeli de bunu kanıtlar nitelikte bir iç tasarıma sahip.
Tasarım açısından Toyota’nın en büyük hatası 90′lı yılların sonunda keskin hatları bırakıp oval hatlar ve yuvarlak çizgilere geçişi oldu sanıyorum. Frankfurt fuarındaki konsept araçlara baktığımda Toyota’nın tekrar eski çizgisini yakalamaya başladığını rahatlıkla söyleyebilirim..
IQ’nun dış tasarımında önemli bütünlük hataları olduğunu düşünsem de aracın iç tasarımı bu hataları görmezden gelmeme yetecek nitelikte kusursuz olmuş.
Toyota IQ’nun arka koltuktan görünüşü..
2 yetişkin ve 1 çocuğu taşıyabilecek aracın sadece 1000 cc’lik bir motoru var.
Bu da aracımızın menüsü oluyor
Siz siz olun yolda giderken cep telefonu gibi kurcalamaya çalışmayın
Koltuklara ve renk uyumuna özellikle dikkatinizi çekerim.
Şuradaki fotoğrafta daha geniş açıdan aracın iç tasarımını görmek mümkün. Direksiyona dikkatli bakın çünkü önümüzdeki bir kaç sene içinde tüm markaların direksiyonlarını benzer hale getireceğini göreceksiniz.
Şok şok şok, flaş flaş flaş.. Sakarya Üniversitesi’nin yeni nesil hidrojen arabası SAHIMO X3′ün üretim aşamasından bir fotoğraf ele geçirmiş bulunmaktayım..
Çok sıkı bir şekilde korunan üretim tesisine 2 ajan gönderip bu fotoğrafa ulaştım
Yorum yapamıyorum, tek diyeceğim şu; harikasınız çocuklar!
MD 83‘ler ile ilki 1998′de olmak üzere bir kaç kez seyahat ettim. Son olarak 2005′te Diyarbakır - İstanbul seferinde bir MD 83′e binmiştim. Bu uçaklar muadili olan Airbus A320 ve Boeing 737 serisi gibi sessiz ve konforlu değil (Tabii bu konuda A320 > B737 olduğunu da hatırlatayım ) ama düşük yakıt sarfiyatı ve bakım maliyetlerinin diğerlerine göre az olması nedeniyle özellikle daha az bütçeli havayolu şirketleri tarafından tercih ediliyor.
MD 83′lerde motorlar, kuyruğun hemen ön tarafında sağ ve solda olmak üzere 2 adet.
Motorların buraya bırakılmasının nedeni yakıt tasarrufunu arttırmak. Benzer bir formasyon Boeing 727′de de kullanılıyordu. Arka tarafta hali hazırda mevcut olan aerodinamik kirliliğe motor blokları da ekleniyor dolayısıyla taşıyıcı kanatlar üzerinde kendi kirliliği dışında ek bir kirlilik oluşmuyor.
Isparta’da bundan önceki kaza 1976′da gerçekleşmişti. Türk Hava Yolları’nın “Antalya” adlı uçağı, Milan - İstanbul - Antalya seferini yaparken Isparta’da havaalanı bulunmamasına karşın, o zaman ki radar teknolojilerinin ileri düzey olmamasından kaynaklanan bir hatalı alçalma ile Isparta’ya inmeye çalışmıştı
Bu kazanın nedeni Uçuş Ekibi Navigasyon Hatası, yani CFIT sınıfı pilotaj hatası idi. Kaptan pilot yorgun olduğunu belirtmiş, fakat İstanbul dispatch’te kendisine Antalya’da dinlenmesi tavsiye edilerek uçuşa gönderilmişti. Yardımcı ise Boeing 727 uçuşlarına yeni başlayan deneyimsiz bir pilottu.
22:45′te İstanbul’dan havalanan uçağın kaptan pilotu havalandıktan hemen sonra kokpitin dışına çıkarak kontrolü yardımcı pilota bırakmış ve dinlenmeye çekilmişti.
Uçuş deneyimi az olan yardımcı pilot Isparta’nın şehir ışıklarını ineceği havaalanı sandı. Antalya Kule’ye pist ışıklarını gördüğünü belirtip 36′dan yaklaşma izni istedi. Chart üstü yaklaşma koordinatları da birbirini tutunca uçuş mühendisi birşeylerin ters olduğunu anlayamadı. Pilot kokpit dışında olmasına rağmen durumu anladı Karakutu kayıtlarına göre müdahale etmek için kokpite girdi ama artık çok geçti. Uçak 19 Eylül 1976 saat 23:11′de Isparta’da 3700 feet yüksekliğindeki Karatepe mevkiine çakıldı. Kanat üzeri çarpan uçaktaki 146 yolcu 8 mürettebat yaşamını yitirmişti. Orada kaza sonrası bir çok skandal yaşanmış. Ama konumuz olmadığı için onu geçeceğim..
30 Kasım 2007′de yaşanan kazaya baktığımızda önceki kaza ile aynı formasyonda bir uçak var elimizde. VOR üzeri izin alındığını ve Inbound pozisyonuna geçildiğini görüyoruz. Bu noktada motorlardan birine kuş girse ya da herhangi bir nedenle devre dışı kalsa dahi tek motor o uçağı oraya indirmeye yetecek gücü sağlar. En fazla pist üzerinde duramayıp pist dışı(overran runway) yapabilirdi.
Eğer belirtildiği gibi ilk çarpma kuyrukta başlamışsa net bir biçimde bunun bir pilotaj ya da engebe gösterge cihazı arızası olduğunu söyleyebiliriz. Fakat kanat üzeri çarpma gerçekleşmişse işte o zaman sadece pilotaj hatası ihtimali kalıyor geriye.
ILS olsa idi…
ILS, Instrument Landing System. ILS, bence aviyonikte bugüne dek yapılmış en büyük buluştur. ILS, VOR gibi sadece doğrultu bilgisi vermekle kalmıyor. Uçağın tüm yaklaşma bilgilerini alıp buna göre geribeslemeli bir sistemi devreye sokarak uçağı alana indiriyor. Çoğu uçakta pilotun tek yaptığı iş motor gücünü ayarlamak ve göstergeleri kontrol etmek oluyor. ILS’in ne olduğunu ne kadar anlatırsam anlatayım, kör iniş yapan şu uçağın videosu kadar işe yaramayacaktır…
Uçak kazalarında az veri ile kesin sonuçlara varmak her zaman yanıltıcı olabilir. Sadece önceki incelemelerime dayanarak yorumlarımı paylaşmak istedim. Bu gidenleri geri getirmiyor ama bunlar üzerinde konuşmak gelecekte daha güvenli uçuş için farkındalık sahibi olmamızı sağlayacaktır.
Yaşamını yitiren vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet yakınlarına da sabır diliyorum. Allah böyle bir acıyı tekrar yaşatmasın bizlere..
Dün gece aldığım çok sevindirici bir habere göre, Sakarya Üniversitesi İleri Teknolojiler Uygulama Topluluğu yeni nesil Hidrojen arabası SAHIMO ile Türkiye’yi Fransa’da temsil edecek!
Sakarya Üniversitesi SAITEM takımı, aynı klasmanda İstanbul Teknik Üniversitesi ve Çukurova Üniversitesi ile birlikte ülkemizi en iyi şekilde temsil edecek.
Ekip arkadaşlarım sonunu düşünen kahraman olamaz felsefesi ile gece gündüz yaptıkları çalışmaların sonuçlarını yavaş yavaş almaya başlıyorlar. Ama bence bu sadece bir başlangıç..
Ülkemizin geleceğine isimlerini altın harflerle yazdıran ve yazdıracak olan, gözlerinin içi parlayan insanları buradan alkışlıyorum.
Dün EBV Elektronik ve Protek Teknik tarafından düzenlenen, Infineon mühendislerinin gerçekleştirdiği güç yarıiletkenleri konferansına katıldım.
Oldukça verimli geçtiğini söyleyebilirim. Infineon tarafından üretilen yeni ürünleri tanıma fırsatı buldum. Ayrıca ürünlerin olağanüstü zor koşullarda ne kadar kararlı davrandıklarını, uygulanan termal şok ve 10G, 20G gibi değerler ile yüksek frekanslarda gerçekleştirilen vibrasyon testlerinin sonuçları ile görmüş olduk.
Özellikle güç yarıiletkenlerinin çok ciddi testlerden geçtiklerini biliyordum ama test koşullarını görünce bu teknolojiyi üreten insanlara duyduğum saygı çok daha fazla arttı açıkçası. Gerçi benim de 6,000 tanesi sadece R&D olmak üzere 36,000 elemanım olsa ben de böyle şeyler yapardım diye düşünmedim de değil hani
Seminerler, genel şirket tanıtımı ve faaliyet alanlarının ardından
UPS Applications, Solutions
Industrial Drives Applications Solutions
Metal processing Applications Solutions
Evaluationboards
olmak üzere 4 ana başlıkta gerçekleşti. İlgi alanım olduğu için 2, bu konuda öğrenme sürecimi yoğun bir şekilde devam ettirmeye çalıştığım için 4 oldukça yararlıydı.
SAITEM ekibi World Solar Challenge 2009 için hızlı ve hafif bir güneş arabasının üretimi konusunda çalışmalara başladı. SAGUAR C1 kod adlı araç için büyük firmaların destekleri de gelmeye başlamış.
Deneme çalışmaları kapsamında SAGUAR X6 ile hız testi yapıldı. Son 1 ayı teknik hazırlıklar ile geçiren ekip, SAGUAR X6′nın üst kısmını aerodinamik kirlilikleri minimuma indirecek şekilde yeniden tasarladı.
Bende dün sabah 08:00′de hız testi için Esentepe kampüsündeydim. Aracı SAITEM’in sponsoru olan Yaşar Erol Vinç tarafından gönderilen bir araç ile Sakarya’da bizim için trafiğe kapatılmış olan uygun bir yolda denedik.
Şu an burada açıklamayacağım fakat 100 km/h’in üstünde bir hızla seyrettik
SAGUAR ile yüksek hızda seyretmek oldukça eğlenceliymiş Yarışlarda strateji gereği genelde ortalama hızlarla hareket etmekteydik.
Daha yüksek hızlara çıkabilmek için elektriksel ve mekanik değişiklikler üzerinde bazı tespitlerde bulunduk.
Yenilenebilir Enerji Mühendislerinin yeni nesil enerji üretim teknikleri “şerrrefsizim benim aklıma gelmişti”* moduna sokuyor insanı… ( Tam 1.2 Megawatt )