'Mühendislik' kategorisi için arşiv

Araç modifikasyonunda uç noktalar

İlginç araç modifikasyonları.. :)

VW Touran’dan Technical yapabilmek..

Başarılı bir çalışma..

Continue reading ‘Araç modifikasyonunda uç noktalar’

Nükleer Enerji, Greenpeace ve Türkiye’nin Enerji Politikası

Uzun zamandır (belki birkaç senedir) değerlendirmelerimi aktarmak istediğim bu ağır konuyu, son günlerde Greenpeace’in internette (özellikle facebook’ta) çok sık rastlamaya başladığım insanları korkutarak yönlendirme faaliyetlerinin ardından derhal yazmaya ve buradan paylaşmaya karar verdim.

Yazı biraz uzun fakat sizi sıkmadan tanımları, iddiaları ve bu iddialara yanıtlarımı açık ve anlaşılır bir biçimde vermek istiyorum.

Nükleer güç (nükleer enerji ile elde edilen elektrik), atom çekirdeğinde mevcut olan nükleer enerjinin kontrollü bir biçimde çıkarılması ile elde edilir. Bunu kısaca açarsak; Nükleer reaksiyon sırasında ortaya çıkan ısı aracılığıyla santralde bulunan su buharlaştırılarak yüksek kinetiğe ulaşması sağlanır. Sonraki süreç ise fosil yakıtların kullanıldığı elektrik santrallerine benzer şekilde devam eder: Kinetik kazanmış su buharı, jeneratör milini tahrik eder ve böylelikle nükleer enerji, elektrik enerjisine çevrilmiş olur. Su buharının dönüşümünü yapmak için çevredeki su kaynaklarından (deniz, göl..) yararlanılır.

Bildiğiniz gibi ülkemizde nükleer enerjiye karşı olan çeşitli Sivil Toplum Kuruluşları (STK/NGO) mevcuttur. Bu grupların önde gelenleri Greenpeace, Nükleer Karşıtı Platform (NKP) ve Küresel Eylem Grubu (KEG)’dur.

Continue reading ‘Nükleer Enerji, Greenpeace ve Türkiye’nin Enerji Politikası’

Türkiye’nin arabası için gözler Fransa’da…

Aşağıdaki haberi okudum;

http://finans.mynet.com/haber/AnaSayfaHaberler/31Mart2010/O1270044239629/0/Fransiz-devine-uc-Turk-ortak

Son paragrafa takılı kaldım;

“Türkiye’nin elektrikli araç projesinde şimdi gözler Fransız hükümeti ve Heuliez yöneticilerinin vereceği karara çevrilmiş durumda.”

“Türkiye’nin” elektrikli araç projesi ile Fransa’nın ne ilgisi var anlamadım?

Bu araba “Türkiye’nin arabası” olamaz. Çünkü sadece bir vidası bile bu ülkede tasarlanmış ve üretilmiş değildir. Murat Günak’ın tasarladığı VW ya da Mercedes serileri ne kadar “Türk Malı” ise MIA’da o kadardır. Türkiye’nin arabası, kendi mühendisimizin ve işçimizin ortak emeği ile yapılacak bir araba olabilir. Ülkemizde tamamen yerli bir arabayı üretecek yetişmiş insan kaynağı vardır.

Continue reading ‘Türkiye’nin arabası için gözler Fransa’da…’

Rüzgar 240 dereceden 5 knot

Bu ifade görev yaptığım meydanda “iniş için durum iyi sayılır” anlamına gelmekte. Umarım buraya yazmayalı blog sayfamın takipçileri de iyidir.

Ankara’da askeri bir havaalanında “kule operatörü” olarak askerlik görevimi sürdürüyorum. Görev genel olarak biraz rutin gelse de bazen çok eğlenceli ve heyecan verici olabiliyor. Bir çok hava aracının uçuşunu, iletişimini takip etmek ve gerektiğinde bağlantıya geçebilmek benim için burada yapabileceğim en güzel işlerden biriydi.

Piste girmiş “FOD” unsurunu (köpek ve sansarlar oluyor genelde) havadan kovalayan UH-1 helikopterler :) Sakin bir acil iniş eğitiminin bir anda gerçek bir acil duruma dönüşmesine neden olan T182′ler :( Kol uçuşu yapan 10′dan fazla Sikorsky ve AH-1 Cobra’nın masamın üzerindeki nesnelerin uyum içinde dans etmesine neden olması.. Kısacası sivil yaşamda pek karşılaşamayacağım gözlemler ve deneyimlerle geçiyor günlerim.

Önümüzdeki ay askerlik görevim tamamlanıyor..

Buraya dair en çok özlemle anacağım şey, gecenin bir yarısı Sikorsky S70′in transmisyon sesi ile uyanmak olacak sanıyorum. Bu ses, helikopterin içinde biraz çekilmez olsa da 100 m ötedeki ranzamda kusursuz çalışan her mühendislik ürününün sesi gibi bende Tchaikovski bestesi dinlemiş olma etkisi bırakıyor.

Bu satırları okuyan genç havacılık tutkunları olduğunu biliyorum onları kıskandırmak istemem ama yazmadan yapamayacağım; Sikorsky S70′le Ankara semalarında uçmak klişe bir ifadeyle “anlatılmaz yaşanır” :) Bu yüzden bu konuda ekleyecek pek bir şey bulamıyorum.

Ne kadar rahat ve iyi geçerse geçsin askerlik mesleğinin doğasında bulunan kavramlarla benim karakterimin pek uyuşmadığını burada bir kez daha anladım. Kısacası benden profesyonel asker olmaz. Bu mesleği -zorunlu olmadıkça- para karşılığı icra edemem. (Bu da Fırat Hocamın askerlik öncesi merak ettiği konuya yanıtım olsun)

Sözlerimi sonlandırırken iznimin 20 dakikasını  Playstation ile geçirmek yerine bu yazıya harcadığımı görüyo……

Mikrodenetleyici vs FPGA

Mikrodenetleyiciler ile;

  • Hızlı uygulama geliştirilir
  • Güvenilirlik yüksektir
  • Düşük güç tüketimi için uyku modu vardır
  • Tasarımsal öğeler kolayca değiştirilebilir
  • Tasarladığınız ürünün pazara girişi hızlı olur

FPGA ile,

  • Mikrodenetleyiciye oranla çok yüksek bir performans sağlar,
  • Tam olarak ne yapmak istiyorsanız çalışan şey sadece odur (ASIC gibi)
  • Ucuzdur

Dolayısıyla bir tasarımda FPGA’in seçilme nedeni güvenilirlik değil, performanstır. CPU mimarileri yapısal olarak ardışık çalışan komutları işlerler. Mikrokontrolcülerde zaman paylaşımını gerçekleştiren çevre birimleri olsa da bunlar FPGA’in lojik kapıları paralel sürdüğü zaman eriştiği performansa ulaşamazlar.

Özellikle hava savunma (AA, GA) sistemlerinde mikrodenetleyici yerine FPGA ya da ASIC kullanılmasının nedeni yoğun olarak gerçek zamanlı FFT dönüşümü gerçekleştirilmesidir.

Bu bağlamda benim gibi bu konuda yanılgıya düşüp savunma sistemlerinde kullanım nedeninin donanımsal alt yapısı nedeniyle sağladığı yüksek güvenilirlik olduğunu sananlara selam ederim. :)

Cisimleri havada tutmanın yolu

ONN tarafından dalgası geçiliyor olsa da;

Bilim, cisimleri yerçekiminden bağımsız hale getirmenin ve sürtünmeyi ortadan kaldırmanın yollarını bulmaya başlıyor.

Şimdilik sadece nanoteknolojide uygulama alanı bulacak gibi görünüyor olsa da, belki uçan arabalar çok uzağımızda değildir ne dersiniz? :)

Nanomekanik cisimleri havada tutmanın yolu bulundu

Henüz bir cismin havada tutulması gerçekleştirilmedi ancak bilim insanları, doğadaki en küçük parçacıkları yöneten ilkelerden oluşan “kuantum mekaniğinin” sır dolu güçlerini kullanarak, bunun nasıl başarılabileceğinin yolunu keşfetti.

Harvard Üniversitesi uygulamalı fizikçi Federico Capasso ve ekibinin yaptığı bu çalışma, Nature dergisinde yayımlandı. (Quantum Levitation anahtar kelimesi ile google’da konuyla ilgili çalışmalara bakabilirsiniz)

Küçük nanoteknolojik makineler yapılmasına imkan sağlayabilecek olan bu yöntemde, moleküllerin belirli birleşimleri oluşturularak, birbirlerini itmeleri sağlandı. Bu “yeni gücün” keşfinin, moleküllerin havada tutulmasını sağlayabileceği, sürtünmenin sıfır olduğu küçük, yeni kuşak cihazların yapılmasını sağlayabileceği kaydedildi.

Bu yeni güç, çok küçük cisimlerin birbirlerine yaklaştıklarında birbirlerini çekmeleri esasına dayanıyor. Bir Rus ekibi, moleküllerin doğru bileşimi elde edildiğinde bu gücün tersine dönebileceğini, yani cisimlerin birbirini itebileceğini öne sürmüştü. Amerikalı bilimcilerin yaptığı bu deney de Rusların bu varsayımını kanıtladı. Deney sırasında bir sıvı üzerindeki ince altın yüzey, metalik bir yüzey tarafından çekildi ancak silisyumdan yapılan bir başka yüzey tarafından itildiği gözlendi.

Aloha Hava Yolları Uçuş 243

243

Sivil havacılık tarihini yeniden yazan uçuş 243, hayatımda gördüğüm en ilginç olaylardan biri.. 7300 metre olan normal uçuş yüksekliğine tırmanan uçaktan seyir esnasında bir çok yüzey bloğu ardı sıra kopmaya başlıyor.

Bu olayı inanılmaz kılan sadece 1 kabin görevlisinin ölümüyle sonuçlanmış olması.

Pilotlar yoğun bir çabayla üstü kopmuş, ağır hasarlı uçağı alana indirmeyi başarıyor. Sanırım uçağın yolcuları bu olaydan sonra mucizelere inanmaya başlamışlardır.

Uçuş 243, Metalurji ve Malzeme Mühendisliği öğrencileri ve mezunları için tam bir ‘case study’ niteliğinde.

http://en.wikipedia.org/wiki/Aloha_Flight_243

http://video.google.com/videoplay?docid=-3033260135965188182

Uçakların iniş ve kalkışları esnasında yapısal öğeler üzerinde çok büyük bir stres meydana gelmektedir. Bu stres zamanla perçin ve epoksi kullanılarak üretilen bağlantı noktalarını zorlar ve kopmaya, parçalanmaya zorlar. Bu nedenle uçağa belli bir ömür biçilir. Boeing 737-200 serisi uçaklar için bu 75.000 iniş / kalkış devri olarak belirlenmiştir.

Oysa 1967′de göreve başlayan Uçuş 243′teki Boeing’in iniş / kalkış devri 90000′e ulaşmak üzereydi.

Yaşanan bu olay sonrası teknik prosedürlere bu tür metal yorgunluğu sorunlarının önceden anlaşılmasını sağlayacak talimatlar eklenmiştir.

Uçağın üst kısmında oluşan yırtığın bu denli büyük olmasının nedeni ise oldukça enteresan ve yukarıda bağlantısını verdiğim videonun sonunda kendi incelemesini gerçekleştiren bir mühendis tarafından açıklanmış. Fakat bölgedeki yerel ve uluslararası havacılık güvenliği kurumları yırtılmanın bu denli büyük oluşunun nedeni ile ilgili bugüne dek resmi bir açıklama yapmamamışlar.

Bir sonbahar sabahı

 MAX ISR

Bir sonbahar sabahı, Interrupt Service Routine’de timing overflow var diyerek uyandın mı hiç?
Çılgın gibi kod yazsanda, her seferinde en başa döndün mü hiç?
Bir his dolup içine uçuyorum sandın mı hiç?

Sabah #ISR diye sayıklayarak uyandıktan sonra uydurduğum bu harika şiiri bugün blog dünyasına sıkı bir geri dönüş yapan dostum Fırat’a armağan ediyorum; http://log.penguenyuvasi.org/ :)

SAGUAR X7

Geçtiğimiz haftasonu İzmir’de Formula G yarışlarının 4.’sü düzenlendi. Ben de yıllardır aktif bir katılımcısı olduğum yarışı bu kez tribünden izleme fırsatı yakaladım. Dışarıdan yarışı izlemek aracın içinde olmaktan çok daha zormuş bunu gördüm :)

Bu sene Sakarya Üniversitesi SAITEM ekibi SAGUAR’ın yeni sürümü olan X7 tasarımı ile yarışa katıldı.

SAGUAR X7

Proje yönetimini Erdem Güven, araç pilotluğunu Kerem Topçu‘nun yaptığı SAGUAR X7 oldukça başarılı bir yarış çıkardı.

29 Ağustos 2008 Cuma günü düzenlenen Sıralama turlarında en hızlı 2. tur zamanını yaparak yarışa 2. cepte başlayan SAGUAR X7, 26. tura dek bazen lider bazen 2. bazen 3. sırada yarışmayı sürdürmekteydi.

26. turda sağ ön tekerin pistteki bir nesneye (civata üzerine takılı bir pul olduğu tahmin ediliyor) çarpması ve yarılması ile hızını kaybetti ve pistte zaman zaman durarak sıkıntılı bir şekilde pite ulaştı. 2,5 dakikalık pit müdahalesi sonrası yarışa devam eden SAGUAR X7 kaybettiği zaman sonrasında yarışı 6. olarak tamamladı.

Yarış sonunda SAGUAR X7 Formula G 2008 En İyi Tasarım ödülünü almaya hak kazandı.

 SAGUAR X7

SAGUAR projesinde görev alan tüm SAITEM üyelerine bu harika araç için teşekkürlerimi sunmak istiyorum. World Solar Challenge için yarışın oldukça iyi bir deneyim olduğuna eminim.

Şimdiden tüm ekibe Avustralya yollarında tozu dumana katacağına yürekten inandığım SAGUAR NL1 tasarımı için iyi çalışmalar diliyorum.

Erke Dönergeci Videosu ve Türk Basını

Öncelikle şu eşsiz videoyu sizlerle paylaşmak istiyorum;

ErkeDün ve önceki gün bu video tüm basında yer almış ve içerik hakkında oldukça ciddi yorumlara yer verilmiş.

Örneğin “Dr.” sıfatlı biri girip bu video hakkında “Gördüğünüz gibi 12 kW lazer girişi karşılığında 500 mV’luk çıkış görünüyor. Kayıp çok fazla” gibi oldukça komik bir yorum yapmış. :D

Asıl komik olan ise bu videonun basına dağıtılması ve basınımızın her zaman ki gibi hiç araştırma yapmadan balıklama atlayarak haberi yayınlaması.

Bu olay, gazeteciliğin neden ciddi bir meslek olduğu ve neden ehil kişilerce yapılması gerektiğini bir kez daha gösterdi.

BMW’den Canlı Araba Konsepti

Ben lisedeyken dünyanın en berbat şarkılarından biri vardı, radyolarda sürekli çalınan ve bir işkence metodu olduğundan şüphelendiğim;

“Onun arabası var, güzel mi güzel, şöförü de var özel mi özel, bastı mı gaza gider mi gider, malesef ruhu yok.”

BMW firması yememiş içmemiş bu konuyu gündemine taşımış;

* SAITEM’den Kenan Baysal kardeşime bağlantı için teşekkürler.

Bu aralar..

Euro 2008′in Çiçeği- AJAX ile ilgili bir kaç kitap okudum. Eski uygulamalarda yaptığım hataları inceledim. AJAX‘ın nerelerde kullanılıp nerelerde kullanılmayacağı üzerine değerlendirmeler yaptım. Yeni başlayanlara bir tavsiyede bulunabilirim.

- 3 ay önce içim acıyarak almama (en az bir oakley kadar pahalıydı :) ) rağmen zaman yokluğundan bir türlü okumaya başlayamadığım Avionics Navigation Systems kitabını okumaya başladım.

- 1 Temmuz 2008′den itibaren internet teknolojileri ile tekrar yakından ilgilenmeye başlayacağım. Internet teknolojileri dışındaki ilgi alanlarım yüksek frekansta sayısal haberleşme, hareketli cisimlerin elektromagnetik algılanması ve aviyonik görev bilgisayarlarının tasarımı yönüne doğru kayıyor.

- 1 kg yükte 10 kwh enerji saklarım. O kadar.. (Bu konuyla ilgili gelen mesajlar yanıtsız kalacaktır :D )

- 2002 dünya kupasından sonra yeniden futbol maçı izlerken heyecan duyuyorum. En büyük Türkiye!

ve son olarak hayatımda ilk kez 4 üzerinden 3 ortalamam var. :)

Bu aralar çok sık duyduğumuz harika melodilerin kaynağı Helldorado‘dan A Drinking Song adlı eseri herkese armağan ederken bir sonraki yazımda görüşmek umuduyla.