Her ne kadar geçen sene bir daha uzunca bir süre Marmaris’e ayak basmayacağımı (SATEK’i yaparken başımıza gelen olaylardan dolayı
) söylemiş olsam da dayanamayıp bu sene tatil amacıyla yine oraya gittim. Çok alıştım artık.. Belki emekliliğimde oraya yerleşip resim filan yapabilirim, bilmiyorum. Ehem, bu hassas günlerde bu konuya girmesek iyi olacak.

Ean Federer Inbound!
Bir kaç gün yüzme, dalış ve tenis gibi uzun süredir ilgilenemediğim aktiviteleri yapma fırsatı bulduktan sonra geçen sene güneş teknemizin yapımında bize sponsor olan Barış Deniz Motorları firmasının sahibi Nuri Bey’i aradım. Tam zamanında aramışım.. Bizlerden birine ulaşmaya çalıştığını ama ulaşamadığını söyledi telefonda. Nuri Bey ve geçen sene bize yardımcı olan Hollandalı dostumuz Hann’la birlikte bir Güneş Teknesi yapmışlar. Biz teknenin nasıl yapılacağı ile ilgili tüm teknik bilgileri kendilerine oradayken ve yıl içinde internetten görüşerek iletmiştik. Onlar da bu bilgiler ışığında dizel motoru bulunan 8-10 kişiyi konforlu bir biçimde rahatça taşıyabilecek büyüklükte bir tekneyi güneş enerjisi ile çalışır hale getirmeyi büyük oranda başarmışlardı. Tek sorun tepe güç noktası yakalayıcı cihazın uygun şekilde programlanmamasından kaynaklanan bir şarj problemi idi. Bunu kısa bir sürede hallettikten sonra, babam, Ramazan Komutanım ( Aksaz Deniz Üs Komutanlığında görevli süper denizci abim ) ve Hann ile birlikte teknenin deneme sürüşüne çıktık. Oluşturduğumuz sistem tasarımının 8-10 kişilik bir tekneyi kabul edilir bir performans ile çalıştırması gerçekten oldukça gurur verici idi.
Başarılı geziden ve karşı adada kahvelerimizi içtikten sonra dostumuz Hann bize öğleden sonra küçük bir yelkenli ile denize açılmak isteyip istemediğimizi sordu. Ben tabii ki hemen atladım. Daha önce hiç yelkenli ile denize açılmamıştım, geçen sene yelkenlilerin denge noktasını yakalamayınca ne kadar hızlı alabora olduklarını gördükten sonra bunu çok heyecan verici bulmuştum
Öğlen hazırlıkları tamamlayıp o sırada Marmaris’te takılmakta olan rus para babası Roman Abramoviç‘in -üzerinde bir Sikorsky S-76 helikopter bulunan- yatına yakın bir yerden denize açıldık.

Ben ve Hann tekneyi seyahate hazırlarken
Teknede 4 kişiydik. Uç kısımda ben ve Ramazan Komutan, karşı tarafta ise Hann ve Babam duruyordu, 10 dakika boyunca Hann bana neler yapacağımı anlattı öndeki yelkeni dengeleyen iki ipten ben sorumluydum. Ama asıl işi yapan ortadaki büyük yelkeni Hann idare ediyordu. (Zaten onun kontrolü de bende olsa olaylar çok farklı cereyan edebilir, haber bültenlerine ve 3. sayfalara çıkma şansı yakalayabilirdik!)
Yaklaşık 2 mil açıldıktan sonra rüzgar şiddetini arttırmaya başladı ve yelkenli tekne kullanmanın neden ’spor’ kategorisine girdiğini ve neden çok heyecanlı olduğunu o an anladım. Çünkü teknenin sağ draftını bırakın freeboard suya yapıştı ve yan taraftan içeri oluk oluk su dolmaya başladı. Ben istemdışı olarak dengeyi sağlamak için sol tarafa zıpladım.. 4′ümüz de teknenin sol tarafına geçince ve Hann dümeni rüzgarı tam kesmeyecek bir rotaya kırınca tekne bizim tarafa doğru yattı, ve eski formasyona bir saniyenin çok altında geçtik :DBu şekilde yaklaşık 2 saat boyunca her an daha fazla su alıp batma ihtimali ve Hann’ın daha önce tekneyi nerede ve nasıl batırdığını, çıkarmak için ne kadar çaba harcadığını içeren korkutucu hikayeleri ile birlikte gezdik.
Ramazan Komutanım en son bir savaş gemisi ile Kuzey Buz Denizinde fırtınaya yakalandıklarında bu kadar korktuğunu söyledi. Ama ben korkmadım, “Cehalet mutluluktur” derler ya, bilmeyince korkmuyor insan.
Hann’ın kızı Elena lisanslı bir yelkenli kullanıcısı, bunun için 7 yaşından sonra eğitim almaya başlamış. Büyük kızının eşi ise Girit açıklarında bir yelkenli ile fırtınaya yakalanarak hayatını kaybetmiş.
Hann’ın verdiği bilgilere göre Marmaris açıklarında esen rüzgarın tipi tornado. Bundan dolayı sürekli rejim yok ve bu tornadolar ardı sıra gelince yelkenli teknenin kullanımını çok zorlaştırıyor…
Bir de yelkenli tekne kullanımında denizdeki kara alanları iyi seçmek gerekiyormuş. Gideceğiniz rotaya bakıyorsunuz orada deniz üstünde normal renkten daha karanlık görünen bölgeler görürseniz tekneyi o tarafa doğru sürüyorsunuz. Çünkü bu bölgelerde rüzgar daha fazla olduğu için görünüm değişiyormuş.
Oldukça zevkli ve heyecanlı yolculuk için buradan da Hann’a ve Kazım’a tekrar çok teşekkür ederim.
ruzgar sorfunu denemelisin, onda yana yatacak bir teknen bile yok, ayaginin altinda bir tahta parcasi ve uzerinde ayakta durup yelkeni kontrol eden sen… benimkisi sadece denemekle kaldi, ancak yine de tavsiye ederim.
bu arada ilk verdigin tekne haberi icin de ayrica tebrik ederim. pratikte uygulanmasi kimbilir nasil gururlandirmistir sizi…