Birşeyleri zorla öğrenmekle isteyerek öğrenmek arasındaki farkı iyi bildiğimi düşünüyorum. İkisi gerçekten birbirinden çok farklı şeyler!
Ortaokulun son sınıfındayken, lisedeyken ve bulunduğum her iki üniversitede bilgisayar’la ilgili çeşitli firmalarda ve departmanlarda çalıştım. Oralarda çalışırken ‘curiosity kills the cat‘ felsefesi gereği birşeyler öğrenmek bana zevk veriyordu. Ethernet kartının üzerindeki jumper’ı ayarlayarak onu istediğim kesmede çalıştırmak bir Lise 1 öğrencisi olarak bana oldukça heyecanlı geliyordu.
Fakat nedense ilgi alanım olan konuların üniversitede bana ‘öğretilme’ şekli, bende bu merakı uyandırmaktan öte itici gelmeye başladı. Bunun nedenleri ile ilgili bir kitap yazabilecek kadar veri toplamış olduğuma inanıyorum.
Eğitim sistemine olan karşıtlığımı beni tanıyan herkes az çok biliyor.
İlkokul 1′den Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümü son sınıfına kadar çarpım tablosu dışında pek birşey ezberlemeyerek gelmeyi başarmıştım.
Ama sonunda transkriptimde bir şeyleri ezberlemeden geçemeyeceğim dersler (bunun nedeni kesinlikle dersin kendisi değil!) kaldı ve bende oyunu kuralına göre oynadım. Doğal olarak büyük oranda başarılı oldum. Bu durumun verdiği suçluluk duygusu beni bu iletiyi yazmaya sevk etti.
Bir konuyu tam olarak anlamak için, onu görmek ve yaşamak gerekir. Unutmadan öğrenmenin tek yolu budur. Bunun adı da deneyimdir. Özellikle pratiğe yönelik mesleklerde öğrenciye formülleri ve yöntemleri zorla enjekte ederek vereceğiniz hiç bir şeyin geri dönüşü YOKTUR.
Geri kalmış diye nitelenen Libya’nın geri kafalı liderinin 1970 yılında yazdığı şu paragraf sanıyorum ne anlatmak istediğimi çok iyi özetliyor;
“Bilim veya öğretim, gençlerin yan yana konmuş sıralar üzerinde basılı kitaplardan belirli saatler içerisinde öğrenmeye mecbur tutuldukları düzenli program ve sınıflandırılmış bilgiler değildir. Bütün dünyada egemen olan bu öğretim, özgürlüğe aykırı bir yöntemdir. Dünya devletlerinin iftihar duydukları ve gençlerine imkan buldukça uyguladıkları zorunlu eğitim, özgürlüğü kısıtlayan, insan yeteneklerini körleten ve bireyin eğilimlerini zorla yönlendiren bir yöntemdir. İnsanı serbest seçim yapmak ve düşünmekten alıkoyduğu için diktatörce bir davranıştır.
Gerçekte, zorunlu, düzenli ve sistematik öğretim, halk topluluklarını zorunlu şekilde cahil bırakmaktadır. Dünyada egemen olan öğretim yöntemleri evrensel bir kültür devrimi tarafından yıkılmalıdır.”
Muammer Kaddafi, 1970
Bu geri kalmış adam bile bunları söylüyorsa biz konum olarak neredeyiz açıkçası içinden çıkamıyorum.
Eğitim sistemimizin ne kadar zayıf olduğunu tartışmaya bile gerek yok. Ezbere dayalı bir eğitimle ortaya çıkan sonuçlar da iç açıcı olmuyor haliyle. İşsiz mezunların çok oluşu da bundan kaynaklanmaktadır. Pratik ne zaman eğitime dahil edilir bilmiyorum fakat tek bildiğim pratiksiz kuru bilginin bir işe yaramayacağıdır.
Ersinim dediklerine aynen katılıyorum. Üniversteyi bitiriyoruz şöyle dönüp bakıyoruz 4 sene boyunca ne öğrendik diye kafamızda birkaç formülden başka birşey yok. Nasıl piyasaya çıkıcaz, nasıl işe giricez diye kara kara düşünmeye başlıyoruz sonrasında. Gazete ilanlarında TECRÜBELİ mühendis aranıyor yazar hep. Bu tecrübeyi üniversite ortamında kazanamayacaksak varsın olmasın öyle üniversite.
Labaratuvarlarımızın hali içler acısı. Aslında orada biraz tecrübe kazanıyor insan. Multimetre çalışmaz akımı ölçemezsin sıfır alırsın. Koca deneyi 30 dakikaya sığdırmaya çalışırlar zamanında bitiremezsin yine sıfır alırsın. Bunlar da büyük tecrübeler aslında…
Eğitim sistemi hakkındaki yorumların herkes tarafından bilinen, ancak varolan sistem bizleri daha 7 yaşından beri egomanyasında köleleştirdiği için bu sorunlar karşısında hep efendiye itaat etmek zorunda bırakıldığımızdan efendi hep büyüdü ve bizler haliyle ülke olarak hep geri kaldık.Bu aslında birilerinin istediği bir gerçekti.Bşardılar ve çarklar hergeçengün daha yüksek devirde döndükçe keyiflerine keyif kattılar.Bundan sonra böyle devam edermi sorusu bu durumda tartışılması gereken en önemli husustur kanısındayım.Bence bu birazda bize bağlı Ersin gibi sistemin dışında bişeyler yapıp adını duyuran ve yaptıklarını sistemden bağımsız gören insanlar bu sorunları heryerde sıkça dile getirmeli diye düşünüyorum.Bende senin gibi 2 üniversitede bulundum ancak kalıpların hiç değişmediğini gördüm.Değişen sadece isimlerdi.Eleştiriden ve özeleştiriden nefret eden vurdumduymaz bilimcil gözüken bilimdışı örümcek kafalılar.
Sana çok teşekkür ediyorum Ersin ve seninle aynı okulda olmaktan gurur duyuyorum.Yolun açık olsun.
Umarım birgün herşey olması gerektiği gibi olur.