Çünkü benim hiçbir zaman aşağıdaki gibi bir hocam olmadı
(Durun şimdi hakkını yemeyeyim bir tane süper hocam olmuştu, rezonans frekansını alaturka gitar ile anlatan çok değerli bir hocam..)

Professor Walter Lewin, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü
Bay Lewin bu derste sarkacın periyodunu anlatıyormuş. Lewin tarafından verilen tüm dersleri buraya tıklayarak izleyebilirsiniz.
Ben de şu an “Kepler’s Laws - Elliptical Orbits - Satellites - Change of Orbits - Ham Sandwich” içerikli 22. dersi takip ediyorum ve merakla “Ham Sandwich” kısmını bekliyorum.. 
İnsanlığın gelişimi ile iletişim birbirlerinin neden ve sonuçlarıdır. İnsanoğlu, çoğaldıktan ve araya mesafeler girdikten sonra varlığını sürdürme özgörevinin en önemli halkası olan iletişimi gerçekleştirebilmek için çeşitli gereçlere ihtiyaç duymuştur.
Eski devirlerden günümüze dumanla ve ateşle başlayan bu yolculuk, o zamanlarda öngörülemeyecek ilerlemeler kat etmiş ve bugün insanlık, evrenin derinliklerine elektromagnetik dalgalar ile varlığını bildirir hale gelmiştir.
Belki duymuş olduğunuz bir teze göre bu elektromagnetik dalgalar gibi konuşmalarımız da kaybolmuyor ve bir yerlerde bekliyormuş. Araştırdığım kadarıyla bilimsel bir geriplanı olmayan bu iddiayı uykuya dalmadan önce aklıma getiren ise SAITEM’in yeni sitesi için ses efekti ararken bulmuş olduğum cosmic_debris.wav adlı dosya oldu.
Geçtiğimiz sene bu zamanlar analog tv yayınlarındaki ve radyolardaki “gürültü”ye dikkatinizi çekmeye çalışmıştım.
Bu yazıdan bir sene sonra dikkatinizi bu kez sürecin değil sonucun sesine, yani insanlığın uzaya televizyon, radyo ve veri sinyallerinin aktarımı için yaymış olduğu dalgaların iyonosfer tabakasında insan kulağının duyacağı formuna çekeceğim..
İyonosferde duyulan sesi dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.
Bu melodinin üzerine yazacak pek birşey bulamıyorum açıkçası, oldukça etkileyici.
Çocukluğumdan bu yana sürmekte olan Toyota sevgim hiç bir zaman bitmeyecek sanırım. Toyota’nın şehir içinde devrim yapmaya hazırlanan IQ modeli de bunu kanıtlar nitelikte bir iç tasarıma sahip.
Tasarım açısından Toyota’nın en büyük hatası 90′lı yılların sonunda keskin hatları bırakıp oval hatlar ve yuvarlak çizgilere geçişi oldu sanıyorum. Frankfurt fuarındaki konsept araçlara baktığımda Toyota’nın tekrar eski çizgisini yakalamaya başladığını rahatlıkla söyleyebilirim..
IQ’nun dış tasarımında önemli bütünlük hataları olduğunu düşünsem de aracın iç tasarımı bu hataları görmezden gelmeme yetecek nitelikte kusursuz olmuş.

Toyota IQ’nun arka koltuktan görünüşü..
2 yetişkin ve 1 çocuğu taşıyabilecek aracın sadece 1000 cc’lik bir motoru var.

Bu da aracımızın menüsü oluyor
Siz siz olun yolda giderken cep telefonu gibi kurcalamaya çalışmayın

Koltuklara ve renk uyumuna özellikle dikkatinizi çekerim.
Şuradaki fotoğrafta daha geniş açıdan aracın iç tasarımını görmek mümkün. Direksiyona dikkatli bakın çünkü önümüzdeki bir kaç sene içinde tüm markaların direksiyonlarını benzer hale getireceğini göreceksiniz.

Çoook önemli bir deney için yayına bir süreliğine yerel sunucumda (127.0.0.1) devam ettim.
Sonra birden elektrikler kesildi. Neyse ki rüzgar enerjisinden ve fotovoltaik etkiden insanlığın haberi vardı.. Ama bu durum, daha iyi bir site tasarlayacak zaman bulmamı zorlaştırdı garip bir şekilde.
Düşündüm de.. Bazen ara vermek gerekiyor bir de. Sonra da halen hayatta isek, geri dönmek. Değilsek bir süre sonra zaten sunucu 404 hatası vermeye başlayacaktır. Yani sorun yok. Ama bunu anlayacak ve diğer ihtimalleri öğrenebilecek bir yapay zeka yazılımı geliştirmeyi düşünmüyor da değilim.
Daha fazla cıvımadan konunun özüne dönecek olursak,
Uyan Mogadishu, eve geri döndüm! 
Şok şok şok, flaş flaş flaş.. Sakarya Üniversitesi’nin yeni nesil hidrojen arabası SAHIMO X3′ün üretim aşamasından bir fotoğraf ele geçirmiş bulunmaktayım..
Çok sıkı bir şekilde korunan üretim tesisine 2 ajan gönderip bu fotoğrafa ulaştım
Yorum yapamıyorum, tek diyeceğim şu; harikasınız çocuklar!

MEGEP projesi kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı mesleki ve teknik güncel dökümanları erişime açmış.
http://www.megep.meb.gov.tr/indextr.html
Öğrenmek istediğiniz konuda az ve öz bilgi edinebileceğiniz harika bir kaynak.
Bu çalışmada emeği geçen herkese teşekkürlerimi iletirken iş gücünü arttırmak amacıyla atılan bu adımın yalnız bu misyona hizmet etmediğini aynı zamanda adsense yüzünden çöplüğe dönüşmekte olan Türkçe internet içeriğini kurtarmanın yolunun da bu tür çalışmalardan geçtiğini hatırlatmakta yarar görüyorum.
Hepimiz biliyoruz ki insanlar Pontifex’i oynamış olanlar ve oynamamış olanlar olarak ikiye ayrılır.
Pontifex’te size verilen bütçe ile istenen şartlarda bir köprüyü tasarlamanız isteniyor. Köprü tamamlandıktan sonra üzerinden tren ya da araba geçirilerek test ediliyor. Bu nedenle test butonuna basmadan önce araçlardaki masum insanları düşünün ve köprünün stres analizlerini iyice gözden geçirin. Köprü tamamlandıktan sonra stres durumuna göre ekleme ya da çıkarmalar yapmanız gerekebilir.
Aşağıda benim Medium görev seviyesindeki iki sıradışı köprü tasarımım görünüyor.

Köprü 1

Bu tasarımda köprünün orta noktası 2 metre yukarı çıkıp iniyor ve tren bir arazi aracına dönüşüyor.

Bu şekilde ise verilen ana hat noktasını (inşaatçılar buna “baba” diyor) kullanmadan yapmış olduğum süper bir tasarım var
Siz de Pontifex manyağı iseniz sıradışı tasarımlarınızı buraya yollayın yarışalım. 
İnsanların çoğu sevmekten korkuyor,
kaybetmekten korktuğu için.
Düşünmekten korkuyor,
sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor,
eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor,
gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor,
dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor,
aslında yaşamayı bilmediği için
Shakespeare
Buraya eklemiş olduğum yazıların çalınarak başka sitelerde, başkalarının yazıları gibi yayınlanması beni buraya yeni içerik eklemekten soğuttu.
İşe yarar birşey olsa neyse, oyunlarla ilgili yaptığım yorumları bile bir kaç gün sonra sözüm ona ‘forum’larda başka bloglarda cümlelerimin altında başkalarının imzasıyla okuyorum.
Bu öküzlüğün adsense gelirlerinden başka bir açıklaması yok bana göre. Türkçe interneti seviyesiz bir bilgi çöplüğü haline getiren copy/paste adamcıklarının saptanması ve cezalandırılması gerektiğine inanıyorum.
Nasıl olacak derseniz bu sorunun kaynağı Google Adsense ise çözecek olan da o. İçeriğimin çalındığını (en azından kaynak belirtilmeden yayınlandığını) saptayabilecek algoritmayı koşturmak için ne kadar işlem gücü gerekiyorsa, eminim bunun 20-30 katı hali hazırda vardır google kampüsündeki sunucularda.. (Ya sayı saymasını bilmiyorum ya da daha önce tüm interneti tarayan bir algoritma geliştirmedim
)
Buradan yetkililere sesleniyorum.. Eğer böyle devam ederse Google’ı heklemek zorunda kalacam o olacak. (Ansugo ve Durant’tan yardım isteyerek tabii ki..)
Böylece arama yapmak dışında, internet tarayıcısının adres satırı yerine google arama kutusunu kullanarak internette gezen insan sayısında da bir azalma olur.
90′lı yılların sonunda Altavista‘nın başına gelen şeyler Google’ın da başına geliyor sanırım.
Artık hedef siteye daha fazla araştırma yaparak ulaşmak zorunda kalıyorum. Sonuç listesinde çıkan çöp site sayısı gittikçe artıyor.

Larry ve Sergey abiler okuyorsa eğer (
) algoritma üzerinde tekrar bir çalışma gerekiyor sanıyorum. Okumuyorlarsa ise Tim abinin yayınlarını takip eden uygulamacı birileri arama konusunda pat diye karşılarına çıkabilir ve sonu gelmeyecek gibi görünen liderliği zorlayabilir.
Benden söylemesi 

ÖSS’ye hazırlanmakta olan çok sevdiğim kuzenim Ahmet, Diyarbakır’da gerçekleşen bombalı saldırıda yaralandı. O esnada çıkış kapısında olan sınıf arkadaşı ise vefat etmiş.
Bombanın patlama anında etüt çalışması yaptıkları sınıfta tüm sıralarla birlikte öğrenciler havaya uçuyorlar. Ahmet ise kafasını tavana çarparak yaralanıyor. Bu patlamanın şiddeti hakkında belki bir fikir verebilir..

Bu olay bana çocukluğumu ve yaşadıklarımı hatırlattı. Bir çocuk için çok fazla kez gözümün önünde birilerinin öldüğüne, bombaların patladığına şahit oldum.
İlkokul 5. sınıfta iken gözümün önünde sınıf öğretmenim silahla vurulmuştu.
Fakat ben arkadaşlarımın iki adım ötemde parçalandığına şahit olmadım. Gerçekler düşündüğünüzden daha acı.. Ben yaşadığım olaylara rağmen Ahmet’i ancak anladığımı sanıyorum. Ama hiçbir zaman gerçekten anlayamayacağım.
Ben nasıl orada yaşadığım “o an“ları hiç unutmuyorsam o da hiç unutamayacak. Geçmiş olsun desem neye yarar, biliyorum geçmeyecek.