Askerlik görevim sırasında gün boyu çok yoğun telsiz muhaberesi takip etmekteydim. Dinlediğim frekanslardan biri LTAC (Esenboğa) idi. Bu sürekli ve yoğun hareketliliğin ardından askerlik bitip eve döndükten sonra, derin bir sessizlik dönemi başlamıştı benim için.
Az önce aklıma geldi siteye yine girdim, LTAC bağlantısı şu an için negatif Ama eğer İstanbul’da yaşıyorsanız, üstünüzden geçen uçakları dinlemek için Atatürk Havalimanından (LTBA) canlı olarak Del/Gnd/Twr/App haberleşmesini takip edebilirsiniz; bunun için aşağıdaki bağlantıya tıklamanız yeterli;
Sir Ken Robinson, yaratıcılığı (baltalamaktan ziyade) besleyen bir eğitim sistemi yaratma ülküsünü eğlenceli ve son derece sürükleyici bir üslupla bizlerle paylaşıyor. (“View Subtitles” bağlantısından Türkçe’yi seçerek altyazılı takip edebilirsiniz.)
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoşgörmeyi barındırmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler,
İzzetinefislerini yıkanlar
Hiçbir zaman yardım
istemeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları
yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan
kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavaş yavaş ölürler.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet
değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk
almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.
Yavaş yavaş ölürler.
Bu ifade görev yaptığım meydanda “iniş için durum iyi sayılır” anlamına gelmekte. Umarım buraya yazmayalı blog sayfamın takipçileri de iyidir.
Ankara’da askeri bir havaalanında “kule operatörü” olarak askerlik görevimi sürdürüyorum. Görev genel olarak biraz rutin gelse de bazen çok eğlenceli ve heyecan verici olabiliyor. Bir çok hava aracının uçuşunu, iletişimini takip etmek ve gerektiğinde bağlantıya geçebilmek benim için burada yapabileceğim en güzel işlerden biriydi.
Piste girmiş “FOD” unsurunu (köpek ve sansarlar oluyor genelde) havadan kovalayan UH-1 helikopterler Sakin bir acil iniş eğitiminin bir anda gerçek bir acil duruma dönüşmesine neden olan T182′ler Kol uçuşu yapan 10′dan fazla Sikorsky ve AH-1 Cobra’nın masamın üzerindeki nesnelerin uyum içinde dans etmesine neden olması.. Kısacası sivil yaşamda pek karşılaşamayacağım gözlemler ve deneyimlerle geçiyor günlerim.
Önümüzdeki ay askerlik görevim tamamlanıyor..
Buraya dair en çok özlemle anacağım şey, gecenin bir yarısı Sikorsky S70′in transmisyon sesi ile uyanmak olacak sanıyorum. Bu ses, helikopterin içinde biraz çekilmez olsa da 100 m ötedeki ranzamda kusursuz çalışan her mühendislik ürününün sesi gibi bende Tchaikovski bestesi dinlemiş olma etkisi bırakıyor.
Bu satırları okuyan genç havacılık tutkunları olduğunu biliyorum onları kıskandırmak istemem ama yazmadan yapamayacağım; Sikorsky S70′le Ankara semalarında uçmak klişe bir ifadeyle “anlatılmaz yaşanır” Bu yüzden bu konuda ekleyecek pek bir şey bulamıyorum.
Ne kadar rahat ve iyi geçerse geçsin askerlik mesleğinin doğasında bulunan kavramlarla benim karakterimin pek uyuşmadığını burada bir kez daha anladım. Kısacası benden profesyonel asker olmaz. Bu mesleği -zorunlu olmadıkça- para karşılığı icra edemem. (Bu da Fırat Hocamın askerlik öncesi merak ettiği konuya yanıtım olsun)
Sözlerimi sonlandırırken iznimin 20 dakikasını Playstation ile geçirmek yerine bu yazıya harcadığımı görüyo……
Askerlik görevim ve önceki aylarda yaşadığım iş yoğunluğundan dolayı uzun süredir blog sayfamla ilgilenemedim. Bu durum askerliğim süresince de böyle devam edecek sanıyorum..
Özellikle havacılık ve aviyonik ile ilgili yollanan tüm mesajları okuyorum ve fırsat buldukça cevap vermeye çalışıyorum. Eski bir kaç yazım için yorumları özellikle kapatmıyorum fakat bu durum her yollanan yorumu yayına alacağım anlamına gelmemeli. Bununla ilgili bazı tepki mesajları gelmiş. Her gönderilen yoruma nesnel yaklaşıyorum ama bazı mesajlar tartışmalara yön vermekten uzak olduğu için siliyorum, sonuçta burası kişisel bir site.
Mikrodenetleyiciye oranla çok yüksek bir performans sağlar,
Tam olarak ne yapmak istiyorsanız çalışan şey sadece odur (ASIC gibi)
Ucuzdur
Dolayısıyla bir tasarımda FPGA’in seçilme nedeni güvenilirlik değil, performanstır. CPU mimarileri yapısal olarak ardışık çalışan komutları işlerler. Mikrokontrolcülerde zaman paylaşımını gerçekleştiren çevre birimleri olsa da bunlar FPGA’in lojik kapıları paralel sürdüğü zaman eriştiği performansa ulaşamazlar.
Özellikle hava savunma (AA, GA) sistemlerinde mikrodenetleyici yerine FPGA ya da ASIC kullanılmasının nedeni yoğun olarak gerçek zamanlı FFT dönüşümü gerçekleştirilmesidir.
Bu bağlamda benim gibi bu konuda yanılgıya düşüp savunma sistemlerinde kullanım nedeninin donanımsal alt yapısı nedeniyle sağladığı yüksek güvenilirlik olduğunu sananlara selam ederim.
Adresinden ön değerlendirme raporuna erişebilirsiniz.
Kazadan sonraki gün yazmış olduğum yazıda yolcu anlatımları, görgü tanıklarının ifadeleri ve uçağın fotoğraflarından motor takat kaybı sonucu uçağın tutunmasını yitirmesi (stall) sonucu kazanın gerçekleştiğini belirtmiştim. Motordaki takat kaybının nedenini anlamanın ise o anki verilerle güç olduğunu ifade etmiştim.
Ön rapordan anlaşıldığı kadarıyla bu tespit doğru ve motorun takat kaybının nedeni, yüksekliği gösteren Altimeter cihazının aletli iniş sistemine vermiş olduğu geribesleme bilgisinin hatalı olması.
Uçak 1950 feet yüksekliğindeyken otomatik pilot yere yakın olduğunu düşünerek uçağın arka tekerlerini yere koymaya çalışmış ve hatta retard yapmış.
Pilotlar bu durumu ortam şartlarından (700 feet gibi alçak bir irtifada bulut yoğunluğu varmış) dolayı geç algılamışlardır. Görerek uçuşa geçişleri zaman almıştır. Oldukça az zaman kaldığı için uçağı tekrar toparlama adına pilotlara yapacak pek bir şey kalmamış görünüyor.
Yukarıdaki adreste tüm suçu pilotlara yükleyen bir yazı yer almakta. Bu yazı hakkında bir yorumum olmayacak..
Boeing açısından olayı ele aldığımızda, eğer bu rapor doğru ise, hangi gerizekalıların uçağın ana kontrol bilgisayarını tasarladığını merak ettim. Geribesleme değerini tek bir sensörden ve filtrelemeden aletsel iniş sistemine yollayan mühendis kişi için gerizekalı demek bile iltifat sayılabilir.
Görev kritik bir sistemde bu denli büyük bir sensör hatası olmasını aklım almıyor..
Yolculuklarımda tasarım hatalarından dolayı kara listeye alarak binmemeye özen gösterdiğim MD-80 serisinden sonra güvendiğim dağlara da kar yağdı..
Bir diğer yandan son 8 uçuşta 2 kez arıza veren sol radar yükseklik ölçer cihazın değişmemesi ya da rapor edilmemesi THY tarafındaki soru işareti. Bu ön rapor doğru ise bir çok kişinin istifa etme zamanı gelmiştir.
Facebook profilime bir bağlantı vermiştim, fakat konu detaylı olduğu için onu silip buraya taşımaya karar verdim.
Öncelikle Çarşamba günün yaşanan elim kazadan dolayı derin üzüntülerimi bildirmek isterim. BYTE dergisindeki yazılarıyla ve forumdan tanıdığım, Hollanda’da doktora yapmakta olan Cüneyd Er’in de yolcu listesinde olduğunu gördüm ve üzüntüm daha arttı. Umut Aydın’ın twitter raporlarından öğrendiğim kadarıyla vücudundaki kırıklar nedeniyle durumu kritikmiş. Allah’tan kendisine ve tüm yaralılara acil şifalar diliyorum. Yaşamını yitiren kokpit ekibi ve yolculara Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarına sabır ve metanet diliyorum.
* * *
Kazanın nedeni ile ilgili yorum yapmak için henüz çok erken fakat motorun bir şekilde takat kaybettiği ve bu nedenle perdovites(stall) konumuna geçip flap ve slat açık 100 metrelik bir düşüş yaşandığı yolcu anlatımları, görgü tanıklarının ifadeleri ve fotoğraflardan anlaşılıyor. Motorun hangi nedenden dolayı takat kaybettiğini bu aşamada değerlendirmek zor.
Konu ile ilgili ilk izlenimim bir wind shear oluşma ihtimali idi. Bugün edindiğim ve yukarıda aktardığım bilgiye göre 100 metrelik stall durumu bu ihtimali çok uzak kılıyor. Çünkü 4500 m görüş mesafesi ile ILS yaklaşmasındaki bir uçağı bu kadar düşürmek gerçekten kolay iş değil. Çok ağır bir wind shear durumunda dahi o irtifada 100 metrelik dikey bir yer değiştirme oluşacağına imkan vermiyorum. Önceki uçağın inişinden oluşan vorteksten bahsediliyor fakat oradan uzay mekiği geçse bu kadar düşüş etkisi yaratamaz, uçak yalpalar, sert iniş yapar ama böyle bir dikey konum değişikliği olmaz.
Başta da söylediğim gibi motorlar bir şekilde takat yitirmiştir, turbofan motorlarda yapılan girişe yanıt süresi 7 saniye civarında olduğu için tekrar toparlanma zamanı bulamamıştır. Bunu farkeden pilot uçağı minimum hasarla tarlaya indirmeyi başarmıştır. Eğer tekerlekler açık olmayıp belly landing yapılmış olsaydı hiç ölüm ve yaralanma olmayabilirdi kanısındayım. Ama içinde bulunulan acil durumun şartlarını bilmeden bu yorumu dile getirmenin ne kadar doğru olduğu konusunda emin değilim. Umarım yetkili kurumlar bu kazadan gerekli dersleri çıkarır ve inşallah bir daha böyle elim bir olay ile karşı karşıya kalmayız.
Bilim, cisimleri yerçekiminden bağımsız hale getirmenin ve sürtünmeyi ortadan kaldırmanın yollarını bulmaya başlıyor.
Şimdilik sadece nanoteknolojide uygulama alanı bulacak gibi görünüyor olsa da, belki uçan arabalar çok uzağımızda değildir ne dersiniz?
Nanomekanik cisimleri havada tutmanın yolu bulundu
Henüz bir cismin havada tutulması gerçekleştirilmedi ancak bilim insanları, doğadaki en küçük parçacıkları yöneten ilkelerden oluşan “kuantum mekaniğinin” sır dolu güçlerini kullanarak, bunun nasıl başarılabileceğinin yolunu keşfetti.
Küçük nanoteknolojik makineler yapılmasına imkan sağlayabilecek olan bu yöntemde, moleküllerin belirli birleşimleri oluşturularak, birbirlerini itmeleri sağlandı. Bu “yeni gücün” keşfinin, moleküllerin havada tutulmasını sağlayabileceği, sürtünmenin sıfır olduğu küçük, yeni kuşak cihazların yapılmasını sağlayabileceği kaydedildi.
Bu yeni güç, çok küçük cisimlerin birbirlerine yaklaştıklarında birbirlerini çekmeleri esasına dayanıyor. Bir Rus ekibi, moleküllerin doğru bileşimi elde edildiğinde bu gücün tersine dönebileceğini, yani cisimlerin birbirini itebileceğini öne sürmüştü. Amerikalı bilimcilerin yaptığı bu deney de Rusların bu varsayımını kanıtladı. Deney sırasında bir sıvı üzerindeki ince altın yüzey, metalik bir yüzey tarafından çekildi ancak silisyumdan yapılan bir başka yüzey tarafından itildiği gözlendi.
Son 8 günde 452 insan acımasızca öldürüldü. 75 ‘i masum çocuklardı. 1.5 milyon insanın yaşadığı şehirde herkes hedef olma korkusunda..
Elektrik yok, sığınacakları bir yer yok, soğuk havada evlerinin dışında ölümü bekliyorlar.
Şu an bu mesajı yazarken CNN’e bağlanan Filistin hükümet yetkilisi bir kaç saat önce bir caminin vurulduğunu aralarında 5 civarı çocuğun da bulunduğu 40 kişinin öldüğünü söylüyor.. Buna cevap olarak gerzek CNN muhabiri İsrail’i savunmaya çalışıyor.
Bu insanların hakkı ölmek mi? Bu yüzden mi sözde insan hakları savunucuları seslerini çıkaramıyor olanlara?
İsrail halkı siz buna nasıl izin verebiliyorsunuz?
Masum insanlar gözünüzün önünde askerleriniz tarafından öldürülüyor. II. Dünya Savaşında sizlere yapılanları ne çabuk unuttunuz? Biz Asala’nın eylemleri yüzünden tüm ermenileri yok mu etmeliydik? Bu işin çözümü bu mu?
Her fırsatta, her olayda bizlere saldıran kurumlar ve insanlar neden suskun?
Neredesin 1994′de Ruanda’da olup biteni görmezden gelen Birleşmiş Milletler? Yine susuyorsun.
Neredesin 90′lı yıllar boyunca gözünün önünde Sırpların yaptığı Müslüman kıyımına sesini çıkarmayan Avrupa Birliği?
Neredesiniz 1915′te yaşananlar için özür dileyen sözde insan hakları savunucusu ‘aydınlarımız’?
Neredesiniz Nobel ödülü almış ‘elit’ insanlar? Neden konuşmuyorsunuz?
Neredesiniz insan haklarını ve demokrasiyi sadece politik amaçlarla dillerine dolayan iki yüzlüler?
10 Nisan – 25 Nisan: Sivas Kangal Burcu
5 Temmuz – 25 Temmuz: Afrika Dere Kurbağası Burcu
25 Temmuz – 2 Ağustos: Van Kedisi Burcu
15 Ekim – 1 Kasım: Turunçgil Kırmızı Örümceği Burcu 29 kasım-5 aralık: Çıngıraklı Yılan Burcu
6 aralık-10 aralık: Piton Yılanı Burcu
Yukarıdakiler son derece saçma öyle değil mi? Şu an inanılan burçlar da aynı ölçüde saçmalıktan ibarettir.
Bundan binlerce yıl önce uzayda var olan ‘derinlik’ kavramından habersiz toplumların yıldızları çeşitli hayvanlara benzeterek gelecek tahmini yapmasını o dönemin şartları ve bilinç düzeyinde normal karşılayabilirim.
Ama günümüz insanının bu saçmalıkların referansında geleceklerini şekillendirmeye çalışmaları tam anlamıyla bir cehalet örneğidir. Az önce ekşi sözlükte başlıklara göz atarken burçların değişmiş olduğunu gördüm. Almanlar başka bir hesap yapmış ve bu hesapta daha farklı burçlar çıkmış.. Zaten önceki ‘hesabın’ da bir zemini yok ki? Daha doğrusu bunun varsayımlara dayanmayan bir matematiksel geriplanı yok.
Gelin kendi kendimizi kandırmayı bırakalım artık. Bunu akla ve mantığa sığdırmak için uğraşanların söyledikleri ve yazdıkları bir ‘astronomi’ ilgilisi olarak sadece gülümsememe neden oluyor.
Astroloji ile Astronomi’nin ilgisi, Ajdar’la Türk Sanat Müziğinin birbiri ile olan ilgisinden bile daha azdır.