Şu an çalışmaları devam eden yeni nesil muharebe teknolojilerinin gelecekte ABD ordusuna nasıl bir geri dönüş sağlayacağı ile ilgili bir video hazırlanmış.
Videoyu SAITEM Lab’da paylaşan Fatih’e teşekkürler.
Şu an çalışmaları devam eden yeni nesil muharebe teknolojilerinin gelecekte ABD ordusuna nasıl bir geri dönüş sağlayacağı ile ilgili bir video hazırlanmış.
Videoyu SAITEM Lab’da paylaşan Fatih’e teşekkürler.
Sene 1995, her yaz olduğu gibi 2. dönem bittiği gibi İzmit’e gitmiştim. O zamanlar Outlet Center’ın olduğu yerde orjinal oyun CD’leri satan bir yer vardı. Diyarbakır’da bilgisayar firmalarında teknik servis olarak takılırken biriktirdiğim paranın bir kısmı ile iki oyun aldım oradan; Duke Nukem 3D ve Theme Hospital.
Yaz bitip eve geri döndüğümde sırf bu Duke Nukem 3D için yeni bilgisayar istiyordum babamdan.
Şimdinin Battlefield, Counter Strike manyağı kardeşlerim muhtemelen bu oyunu görseler burun kıvıracaklardır, hatta yüzüne bile bakmayacaklardır. Ama o zamanlar daha iyi bir oyunun yapılabileceği ihtimali bile aklımdan geçmiyordu. Geceler boyu kötü canavarlarla savaşıyordum.
Şimdi bütün bunları niye anlatıyorum.. Youtube tekrar açılmış (gerçi yalama oldu artık bir ara kapanacak ve hiç açılmayacak sanırım). Bir bakalım ne var ne yok derken aşağıdaki videoya rastladım, tıkladım ve gözümün önünden bir kaç film şeridi geçti.
Bu da canlı bir performans ve süper;
Ana görev olan Dextre robotunun montajı, sonraki uçuşta montajı yapılacak Kibo’nun parçalarının bir kısmının taşınması ve lojistik destek göreviyle fırlatılan ve dün Cape Canaveral’a iniş yapan Endeavour uzay mekiğinin görev boyunca alınan fotoğraf ve videolarına aşağıdaki bağlantılardan erişebilirsiniz;
En beğendiğim fotoğrafları bazı notlarla birlikte paylaşmak istiyorum;

Dextre’nin montajını yapacak astronotlar eğitim görüyor ve özel tulumları test ediliyor.

Kalkış öncesi denetim listesi gözden geçiriliyor.
Continue reading ‘Endeavour Uzay Mekiğinin STS 123 Görevi ve Dextre’
Okuduğum bir haber oldukça düşündürücü ve komik geldi. Japonlar uzay seyahati masraflarını düşürmek için bir kağıt uçak üzerinde çeşitli çalışmalar yapmışlar ve kağıt uçağı 7 mach hıza ve 200 santigrad dereceye dayanıklı hale getirmeyi başarmışlar.
Yaptıkları çalışmanın Fransız Bilimler Akademisi çalışmasına dönmesini sağlayan şey ise bu uçağın atmosfere girişten sonra takibini yapmak için seçtikleri yöntem.
Ya bir verici konacakmış ya da uçağın üzerine her dilden “Bulursanız bize haber verin. JAXA“ yazılacakmış. Yani yıllarca uğraş didin seramiğe alternatif bir selülozik madde keşfet; atmosfer giriş sıcaklığına dayansın, bundan uçak yap, uzaya çıkar, oradan aşağı at sonra da valla yere inmiş olabilir ama tam olarak nereye indiğini bilmiyoruz, bulurlarsa arayacaklarmış modunda bekle.
Japonlar Çinlilere benzemeye başlamış yahu.. ![]()

“Ben yolumu kaybettiğimde, bir çocuğun gözlerine bakarım. Çünkü bir çocuğun yetişkinlere öğretebileceği 3 şey vardır; nedensiz mutlu olmaları, her zaman kendilerini meşgul edecek bir iş bulabilmeleri ve elde etmek istediklerini var gücüyle dayatmaları.”
Paula Coelho
1998 yılının Temmuz ayında Rus araştırmacılar çok ilginç bir buluş yapmışlardı. Rusya’nın Kalujsk bölgesinde yapılan arkeolojik çalışmalar sırasında 300 milyon yıl önceye ait bir cıvata bulunmuştu.
Keşfi yapan Rus arkeolog Dmitriya Kurkova:
“Çakmak taşı diye bilinen taşı bulduğumda çok eski olduğunu anladım. Fırçayla üstünü temizleyince bir yüzünde doğal olmayan bir çıkıntı fark ettim. Dikkatli bakınca cıvatayı gördüm. Hemen araştırmaya başladık. Yapılan testler bunun akılalmaz bir keşif olduğunu gösteriyor.”
İçinde cıvata bulunan silisyum taş hızla Rusya’nın bütün büyük bilim akademilerini gezdi. Yapılan analizler, cıvatanın metal özelliğini kaybettiği, çeperini çevreleyen moleküllerin, demir moleküllerinin yerini aldığı ve, asıl önemlisi, cıvatanın ‘‘dinozorlarla neredeyse yaşıt olduğu’’ resmen kabul edildi.
O zaman oldukça yankılanan bu olay sonradan unutulup gitti. İnsanoğlunun tarihi yeniden gözden geçirmesine neden olabilecek ciddiyette bu keşfe Rus bilim adamları 4 neden öngörmüştü;
1. Cıvata’nın UFO’lardan düşmüş olması ihtimali
2. Uzay çöplüğünden meteorla birlikte düşmüş olması ihtimali
3. Hz. Nuh’tan önce yüksek teknolojiye sahip bir dünya uygarlığı vardı
4. Gelecekten geldi; Torunlarımızın torunları zamanda yolculuk yapabilecek teknolojiyi geliştirdiler. Ve günümüzden 300 milyon yıl öncesine yaptıkları bir seyahatte bu küçük cıvatayı düşürdüler. Yani, cıvatayı 300 milyon yıl öncesine gelecek nesillerimiz götürdü.
Üçüncü ihtimal başka arkeolojik kalıntılar olmadığı için devre dışı bırakıldı. Uzayın her hangi bir yerinde yaşamış bir uygarlığa ait uzay çöplüğünden gelme ihtimali de atmosfere giriş sırasında sürtünme nedeniyle yok olacağı için kabul gören bir düşünce değildi.
Geriye 1 ve 4 nolu olasılıklar kalıyordu.
Bence 1 = 4′tür ve kaynak gerçekten de bu. Ama bu konuda çeşitli kanıtlar olsa da hiç bir zaman kontrollü deneyler yapılamayacağı için bilimsel olarak o zaman gelene dek bu çalışmaların sonuçları hep bir asılsız tez ya da deli saçması olarak nitelendirilmeye devam edilecek.
O yüzden bu tür keşiflerin üzerine çok fazla gidilmiyor.
Bu verileri toplu olarak değerlendirirken, Kehf 60-82 arasında anlatılan Hz. Hızır ile Hz. Musa tarafından yapılan yolculuk, yine aynı surede adı geçen Zülkarneyn’in anlatıldığı kitabın (İskender Türe, 2000) bazı satırları aklıma geliyor ve dağınık görünen bu puzzle kafamda daha iyi bir şekilde yerine oturuyor.
Nefret etmekle çok sevmek arasında var olduğuna inandığım ince çizgi eski zamanların birinde, sevdiğim ve bana fiziği sevdiren bir teorisyenin sayı doğrusu ile ilgili söylediklerini hatırlatır hep bana. O sayıların lineer bir düzlem üzerinde gittiğini kabul etmezdi. Ona göre sayıların bir ağırlığı vardı ve -sonsuz ile +sonsuz bir bilinmezlikte buluşurdu.
Bu garip tezi tekrar aklıma getiren Sagopa Kajmer oldu. Bu arkadaş rap müziğe olan bakışımı alt üst etti. Nefret ettiğimi sandığım bir şeyden ne kadar çok hoşlandığımı farkettim.
Sana bir hikaye anlatayım ister misin?
Sagopa Kajmer’in yeni albümü Kötü İnsanları Tanıma Senesi‘ni bir an önce edinmenizi tavsiye ediyorum. Gölge Haramileri, Beyaban ve Yakın ve Uzak favorilerim..
Buradan yıllardır bana zorla Sagopa dinletmeye çalışan sevgili kardeşim Ezgi, sevgili kuzenim Emre ve gölge haramilerine bir selam!
Çünkü benim hiçbir zaman aşağıdaki gibi bir hocam olmadı
(Durun şimdi hakkını yemeyeyim bir tane süper hocam olmuştu, rezonans frekansını alaturka gitar ile anlatan çok değerli bir hocam..)

Professor Walter Lewin, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü
Bay Lewin bu derste sarkacın periyodunu anlatıyormuş. Lewin tarafından verilen tüm dersleri buraya tıklayarak izleyebilirsiniz.
Ben de şu an “Kepler’s Laws - Elliptical Orbits - Satellites - Change of Orbits - Ham Sandwich” içerikli 22. dersi takip ediyorum ve merakla “Ham Sandwich” kısmını bekliyorum.. ![]()
İnsanlığın gelişimi ile iletişim birbirlerinin neden ve sonuçlarıdır. İnsanoğlu, çoğaldıktan ve araya mesafeler girdikten sonra varlığını sürdürme özgörevinin en önemli halkası olan iletişimi gerçekleştirebilmek için çeşitli gereçlere ihtiyaç duymuştur.
Eski devirlerden günümüze dumanla ve ateşle başlayan bu yolculuk, o zamanlarda öngörülemeyecek ilerlemeler kat etmiş ve bugün insanlık, evrenin derinliklerine elektromagnetik dalgalar ile varlığını bildirir hale gelmiştir.
Belki duymuş olduğunuz bir teze göre bu elektromagnetik dalgalar gibi konuşmalarımız da kaybolmuyor ve bir yerlerde bekliyormuş. Araştırdığım kadarıyla bilimsel bir geriplanı olmayan bu iddiayı uykuya dalmadan önce aklıma getiren ise SAITEM’in yeni sitesi için ses efekti ararken bulmuş olduğum cosmic_debris.wav adlı dosya oldu.
Geçtiğimiz sene bu zamanlar analog tv yayınlarındaki ve radyolardaki “gürültü”ye dikkatinizi çekmeye çalışmıştım.
Bu yazıdan bir sene sonra dikkatinizi bu kez sürecin değil sonucun sesine, yani insanlığın uzaya televizyon, radyo ve veri sinyallerinin aktarımı için yaymış olduğu dalgaların iyonosfer tabakasında insan kulağının duyacağı formuna çekeceğim..
İyonosferde duyulan sesi dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.
Bu melodinin üzerine yazacak pek birşey bulamıyorum açıkçası, oldukça etkileyici.
Çocukluğumdan bu yana sürmekte olan Toyota sevgim hiç bir zaman bitmeyecek sanırım. Toyota’nın şehir içinde devrim yapmaya hazırlanan IQ modeli de bunu kanıtlar nitelikte bir iç tasarıma sahip.
Tasarım açısından Toyota’nın en büyük hatası 90′lı yılların sonunda keskin hatları bırakıp oval hatlar ve yuvarlak çizgilere geçişi oldu sanıyorum. Frankfurt fuarındaki konsept araçlara baktığımda Toyota’nın tekrar eski çizgisini yakalamaya başladığını rahatlıkla söyleyebilirim..
IQ’nun dış tasarımında önemli bütünlük hataları olduğunu düşünsem de aracın iç tasarımı bu hataları görmezden gelmeme yetecek nitelikte kusursuz olmuş.

Toyota IQ’nun arka koltuktan görünüşü..
2 yetişkin ve 1 çocuğu taşıyabilecek aracın sadece 1000 cc’lik bir motoru var.

Bu da aracımızın menüsü oluyor
Siz siz olun yolda giderken cep telefonu gibi kurcalamaya çalışmayın

Koltuklara ve renk uyumuna özellikle dikkatinizi çekerim.
Şuradaki fotoğrafta daha geniş açıdan aracın iç tasarımını görmek mümkün. Direksiyona dikkatli bakın çünkü önümüzdeki bir kaç sene içinde tüm markaların direksiyonlarını benzer hale getireceğini göreceksiniz.

Çoook önemli bir deney için yayına bir süreliğine yerel sunucumda (127.0.0.1) devam ettim.
Sonra birden elektrikler kesildi. Neyse ki rüzgar enerjisinden ve fotovoltaik etkiden insanlığın haberi vardı.. Ama bu durum, daha iyi bir site tasarlayacak zaman bulmamı zorlaştırdı garip bir şekilde.
Düşündüm de.. Bazen ara vermek gerekiyor bir de. Sonra da halen hayatta isek, geri dönmek. Değilsek bir süre sonra zaten sunucu 404 hatası vermeye başlayacaktır. Yani sorun yok. Ama bunu anlayacak ve diğer ihtimalleri öğrenebilecek bir yapay zeka yazılımı geliştirmeyi düşünmüyor da değilim.
Daha fazla cıvımadan konunun özüne dönecek olursak,
Uyan Mogadishu, eve geri döndüm! ![]()
Şok şok şok, flaş flaş flaş.. Sakarya Üniversitesi’nin yeni nesil hidrojen arabası SAHIMO X3′ün üretim aşamasından bir fotoğraf ele geçirmiş bulunmaktayım..
Çok sıkı bir şekilde korunan üretim tesisine 2 ajan gönderip bu fotoğrafa ulaştım
Yorum yapamıyorum, tek diyeceğim şu; harikasınız çocuklar!
