Mart, 2007 için Arşiv

Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- “Bu bir Avrupalı!”
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi… Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâ’ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;
“O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme” dedi.
Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar…
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…

Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

Bay Meraklı (La Linea)

Çocukluğumun kasvetli Pazar günlerinde, Amiga 1200 başında geçirdiğim vakitler dışında en büyük eğlencem, Bay Meraklı (Orjinal adı; La Linea)’yı izlemekti.

Bay Meraklı

Normalde sadece Voltron’ı, Transformers’ı izlemek için televizyon karşısına geçmekteyken, sırf Bay Meraklıyı izlemek için bilgisayarı televizyondan ayırırdım (eh o zamanlar monitörümüz yoktu!).

Az önce ne var ne yok diye biraz internette sörf yaparken Bay Meraklı’nın yaratıcısı, Osvaldo Cavandoli‘nin 3 Mart 2007′de vefat ettiği haberini okudum. Heyecanla izlediğimiz her bölümde, Bay Meraklı’ya türlü türlü işkenceler yaptığı için öteki tarafta durumu pek iyi olmayacak diye düşünüyorum. :)

Şaka bir yana, bu haber bana biraz eski günleri anımsattı. TV5 (Orjinal TV5 :))’in internet sitesinde Bay Meraklı’nın yayınlanmış tüm bölümleri mevcutmuş. Aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak hemen izleyebilirsiniz.

http://www.tv5.org/TV5Site/la_linea/

Yeri gelmişken, Bay Meraklı ile bizi tanıştıran Cenk Koray’a da Allah’tan rahmet diliyorum.

Zombie

Another head hangs lowly, child is slowly taken
And the violence caused such silence
Who are we mistaken.

But you see it’s not me, it’s not my family
In your head, in your head, they are fighting
With their tanks, and their bombs
And their bombs, and their guns
In your head, in your head they are cryin’
In your head, in your head, Zombie, Zombie
In your head, what’s in your head Zombie

Another mother’s breaking heart is taking over
When the violence causes silence
We must be mistaken
It’s the same old theme since 1916
In your head, in your head they’re still fightin’
With their tanks, and their bombs
And their bombs, and their guns
In your head, in your head they are dyin’

In your head, in your head, Zombie, Zombie
In your head, what’s in your head Zombie

Analog TV yayınındaki karıncalanma; CMBR

Analog televizyon yayınında (uyduya geçmeden önceki yayınlarda {tabii uydunun da analogunu kullanıyorduk 2003′e dek, o da konuya dahil}) sinyal olmadığında ekranda sürekli hareket eden beyaz ve siyah noktalar görmekteydik.

İdeal şartlar altında anten ucunda bir sinyal olmayacağı için televizyonun tasarımına bağlı olarak siyah veya beyaz bir görüntü görmemiz gerekmektedir. Peki o halde bu görüntü de neyin nesi?

TV Sinyal Yok

Hayat teoride düşündüğümüz ideal şartlardan biraz farklı sürmekte. Teoride bile doğrusallaştırmadığımız sürece çoğu şey bizim için anlamsız değil mi.. Bu ekranda gördüğünüz şey bir patlamanın yankısı, şok dalgasının radyo sinyallerine olan etkisidir.

Geçmişte yaşanan bir patlama, öyle şiddetliydi ki bunun en önemli etkilerinden biri halen evrenin her yerinde 1.9 mm dalgaboyuna sahip uç değerine 160.4 Ghz frekansta ulaşarak salınan bir mikrodalga yayını olarak gözlemlenmektedir.

İşte televizyonda gördüğümüz ve genellikle halk olarak karıncaların çevirdiği film olarak değerlendirdiğimiz görüntülerin nedeni bu etkidir. Bu etki sadece televizyonda karşımıza çıkmakla kalmaz, radyo dinlerken de kanal aralarında duyduğumuz ses yine aynı etkinin, o patlamanın bir sonucudur.

Muhtemelen bir çoğunuz bu yazıyı okurken bu patlamanın ne olduğunu tahmin etmiştir…

Henüz tahmin edemeyenleri buraya ve şuraya davet ederken, tahmin eden arkadaşlara ödül olarak evrenin sesini dinleyecekleri aşağıdaki bağlantıyı vereyim; (Tahmin edemeyenler tıklamasın.. :) )

http://www.bell-labs.com/project/feature/archives/cosmology/cosmicnoise.mp3

Sonuç olarak, demek istediğim şu ki her gün televizyonu açtığımızda, radyo dinlerken gördüğümüz, duyduğumuz bu sinyaller bize birşeyler anlatmakta, anlayabilene selam olsun..