Ocak, 2007 için Arşiv

İsmail Cem

Çok ileri bir tarihte,
Çok yaşlı olarak,
Sessizce ayrılmalıyım,
Kimseye pek gözükmeden,
Ve kimseyi rahatsız etmeden.

Masamın üzerinde,
Dünden kalan işler,
Tamamlanmamış yazılar,
Okunmayı bekleyen kitaplar,
Ve anılar ve umutlar.

Filleri kuyruğundan çekerek,
Tepeleri aşırtmaktı görevim,
Günler bitti filler tükenmedi,
Ben elimden geleni yaptım,
Gerisini siz tamamlayın.

Boşa geçmedi hayatım,
Daha fazlası olabilirdi ama,
‘Buna da şükür’ demeliyim,
İşte sevgili dostlar,
Ben böyle veda etmeliyim.

İsmail Cem, New York, 1995

 

İsmail Cem, 1940 - 2007

Onu üç kelime ile tanımlamam gerekirse; zarif, entelektüel ve dürüst.

İçimde bir boşluk oluşturdu onun vefat haberini duymak. Hasta olduğunu biliyordum ama daha yapacak işleri vardı onun! Her ölüm erkendir biliyorum, fakat idealistlerin ölümü sanki daha da erken…

Ahmet Piriştina, Recep Yazıcıoğlu, Adnan Kahveci, Eşref Bitlis gibi bu ülkeye çok şey katmış, ve kattıkları yaşadıkları takdirde katacaklarının çok azı olan vatanseverlerden birini kaybettik.

Türkiye’nin hak ettiği gerçek devlet adamlarını hep geç tanıyıp erken yitiriyoruz.

Rahat uyu güzel insan.

22 nolu karayolu

Buraya fıkra yazmak pek huyum değildir ama BT Türk’te konu temizliği yaparken şu harika fıkraya rastadım, paylaşmadan duramayacağım; :D

Amerikada 22 nolu karayolunda, devriye görevi yapan bir otoyol polisi arabasindan yolu takip ederken, bir araba görmüs.

Bu araci radarla incelemis ve minimum 50 km ile gidilmesi gereken yolda bu aracin tam olarak 22 km/saat’le gittigini farketmis.

Bu araba yolu tikiyormus. Bu yuzden araci durdurup sürücüyü uyarmaya karar vermis ve aracin pesinden gidip araci durdurmus, birde ne görsün.

Araci kullanan çok yasli bir teyze…

Aracin arkasindaki koltuklarda da çok korkmus 3 tane yasli teyze daha var.

Polisi görünce yasli sürücü: Polis bey çok mu hizli gidiyordum? diye endise ile sormus.

Polis demis ki; hanimefendi, hizli degil, aksine çok yavas gidiyorsunuz ve bu bütün otoyol trafigini etkiliyor! Radardan gördügüm kadariyla 22 km. hizla gidiyorsunuz.

Yasli teyze: Ama, otoyolun girisinde 22 yaziyordu ve bende bu hiza uymak istedim!

Polis: Teyzecigim demis, o 22 otoyolun numarasi. Bu yolda minimum 50 km hizla gitmelisiniz.

Kadin tamam, bundan sonra hizlanacagim demis.

Polis tam kendi arabasina giderken, gözü yine arkada oturan, hiç konusmayan ve çok korkmus 3 yasli teyzeye kaymis ve sormaya karar vermis sürücüye.

Teyzecigim birsey sorabilirmiyim? Bu arkada oturan kisilerin nesi var? Çok korkmus gözüküyorlar, sanki dillerini yutmuslar gibi!

Kadin söyle cevap vermis:
Valla bende anlamadim, 250 nolu karayolundan çiktiktan beri böyleler…

Bu bebek geleceğin ‘geek’idir! :)

BT Türk V5, Ruslar ve pratiklik üzerine

İlgilendiğim projeler, dersler ve işler arasında dostlarımın da yardımıyla oldukça zorlanarak üretmiş olduğum bir önceki sürüm olan BT Türk V4′ü, 2006 yılının başında, güvenlik ve kararlılık kaygılarımdan dolayı iptal etmiştim. Yazdığım onlarca sayfa kodu da çöpe atmıştım. (O anı “Endüstri Mühendisliğinin neden çok önemli olduğunu anladığım an” olarak tarihe not düşebiliriz…)

Aslına bakarsanız önceki sistem (BT Türk V3), BT Türk’çülerin yazışması ve bilgi alışverişi yapması için gerekli ortamı sağlamaktaydı. Peki bu değişiklik neden?

Öncelikle, çekirdek yazılımımız olan LDU’nun tarihin tozlu sayfaları arasında yerini alması ve çok kritik güvenlik sorunlarına sahip olması ana neden. İkincisi ise, sitenin konseptinden ötürü aldığımız komik mesajlar (ben de sizin ‘tim’e katılmak istiyorum abi! gibi :) ) ve üyelerimizin önemli bir kısmının harp okulu öğrencisi olması :D (Ciddiyim!)

Ehem, evet şu ordu konsepti konusunda sanıyorum biraz yanıldık. Counter Strike tadında bir arabirimle özellikle 13-19 yaş arası kardeşlerimizi siteye çekip oyun oynayacaklarına memlekete yararlı olacakları bilgiler edinsinler diye düşünerek bu konsepti oluşturmuştuk. Düşündüğümüz gibi oldu mu, tartışılır… Fakat gerçek şu ki 2002′den bu yana yayınladığı haberler, makaleler, forumdaki seviyeli soru/cevap ortamı, sahip olduğu samimiyet ve içtenlik ile BT Türk projesi başarıya ulaşmıştır. Bunu söylerken 2006 yılının 12 ayı boyunca 5 milyona yaklaşan ziyaretçi sayısını da hesaba katıyorum.

Şimdi BT Türk kaldığı yerden çok daha güçlü bir şekilde yaşamını sürdürüyor.

Bilişim Teknolojileri ile iş ya da hobi olarak ilgilenen herkesi internetteki ortak çatımız olan BT Türk’e bekliyoruz…

http://www.btturk.net/

* * *

Bu arada, sistemi LDU’dan yeni altyapımıza geçirirken 10′dan fazla php betiği yazdım. Bir kez daha sıfırdan sistem kurmanın var olan sistemi manipule etmekten daha kolay olduğunu gördüm. İşi kısaltayım derken en az 5 günlük ek iş yükü doğdu…

Fırat Hocam’ın bana takmış olduğu ‘Rus Mühedis’ sıfatının nedenine de bu süreç içinde bir kez daha vakıf oldum. :D

Yeri gelmişken bu ‘Rus Mühendis’ kavramını da açıklamak istiyorum, 2004 yılında SAÜ ADAMYO için sevgili dostum Fırat KÜÇÜK‘le birlikte bir yazılım geliştirirken, izlemekte olduğum; ‘en kolay ve kısa yoldan sonuca gitme, standartları ve diğer yol haritalarını zerre sallamama’ anlayışından ötürü Fırat bana bir hikaye anlatıp, Rus Mühendis’ler gibi yazılım geliştirdiğimi söylemişti :)

Sovyetler birliği dağıldıktan sonra bir gün, eski Sovyet Uzay Ajansı çalışanları ile NASA çalışanları bir araya gelirler. Konu soğuk savaşın ortalarında uzayda yazı yazmaktan açılır. Uzayda yerçekimi olmadığından ötürü, tükenmez kalemler çalışmamaktadır. Amerikalı mühendisler hemen başlar; Tükenmez kalem uzayda çalışmadığından dolayı 1 milyon dolarlık bir AR-GE programı başlatıp, mürekkebi uygun şekilde kalem ucuna basan, yerçekimsiz ortamda dahi sorunsuzca yazabilen bir tükenmez kalem geliştirdik. Siz bu sorunu nasıl aştınız? Rus mühendisler cevap verir; kurşun kalem kullandık!

Pratik olmak kötü bir şey değil ama bazen prosesi kısaltacağına uzattığı durumlar oluyor. İşte V5 ile ilgilenirken bu oldu. Proses, kısaltmaya çalıştığım işlerden dolayı uzadı. Bazen işi milimine değin hesaplayıp sonuca giden bir insan olup olmama konusunda kararsız kalıyorum o zaman da şu hikaye son kararı vermem için düşünmeme bile gerek bırakmıyor;

1000 metre uzunluğunda iki çizgi çizilir. Çizgilerden birinin başında bir mühendis, diğerinin başında ise bir bilim adamı durmaktadır. Ellerine birer sopa verilen mühendis ve bilim adamının amacı her seferinde bir önceki gittikleri yolun yarısı kadar ilerleyerek çizgilerin sonunda yer alan adamlara ulaşmak ve onları dövmektir. (yani ilk seferde 500, sonra 250, sonra 125 m… şeklinde)

Bir süre geçtikten sonra bilim adamı yerinde hareketsiz dururken, mühendisin çizginin sonundaki adamı dövmeye başladığı görülür. Bilim adamına gidip sorarlar, “neden vurmuyorsun adama?”, der ki “her seferinde bir öncekinin yarısı kadar yol alarak bu noktaya ulaşmam mümkün değil! bu sonsuza dek sürer”. Bilim adamını haklı bulurlar. Çünkü dediği doğrudur. Sonuçta ne kadar yaklaşılırsa yaklaşılsın, ulaşılmak istenen nokta ile şahıs arasında çok az da olsa bir mesafe kalacağı kesindir. Eee bu mühendis ne yapıyor o zaman? sorusu gelir akıllarına ve sorarlar “neden dövüyorsun adamı?” mühendis yanıtlar; “Ben vuracak kadar yaklaştım kardeşim!”

Yazıyı okuyan ve pratik olup işi kısaltacağım diye, yapacağı işi 5 gün uzatan tüm Rus Mühendislere; içinde bulunduğumuz bu güzel bayram gününün önemine binaen Тимур Муцураев’den şu süper parçayı armağan ediyorum! ;)