Mikrodenetleyici vs FPGA

Mikrodenetleyiciler ile;

  • Hızlı uygulama geliştirilir
  • Güvenilirlik yüksektir
  • Düşük güç tüketimi için uyku modu vardır
  • Tasarımsal öğeler kolayca değiştirilebilir
  • Tasarladığınız ürünün pazara girişi hızlı olur

FPGA ile,

  • Mikrodenetleyiciye oranla çok yüksek bir performans sağlar,
  • Tam olarak ne yapmak istiyorsanız çalışan şey sadece odur (ASIC gibi)
  • Ucuzdur

Dolayısıyla bir tasarımda FPGA’in seçilme nedeni güvenilirlik değil, performanstır. CPU mimarileri yapısal olarak ardışık çalışan komutları işlerler. Mikrokontrolcülerde zaman paylaşımını gerçekleştiren çevre birimleri olsa da bunlar FPGA’in lojik kapıları paralel sürdüğü zaman eriştiği performansa ulaşamazlar.

Özellikle hava savunma (AA, GA) sistemlerinde mikrodenetleyici yerine FPGA ya da ASIC kullanılmasının nedeni yoğun olarak gerçek zamanlı FFT dönüşümü gerçekleştirilmesidir.

Bu bağlamda benim gibi bu konuda yanılgıya düşüp savunma sistemlerinde kullanım nedeninin donanımsal alt yapısı nedeniyle sağladığı yüksek güvenilirlik olduğunu sananlara selam ederim. :)

THY Amsterdam Kazası Ön Değerlendirme Raporu

http://www.onderzoeksraad.nl/docs/rapporten/Persverklaring_4_maart_GB.pdf

SchipholAdresinden ön değerlendirme raporuna erişebilirsiniz.

Kazadan sonraki gün yazmış olduğum yazıda yolcu anlatımları, görgü tanıklarının ifadeleri ve uçağın fotoğraflarından motor takat kaybı sonucu uçağın tutunmasını yitirmesi (stall) sonucu kazanın gerçekleştiğini belirtmiştim. Motordaki takat kaybının nedenini anlamanın ise o anki verilerle güç olduğunu ifade etmiştim.

Ön rapordan anlaşıldığı kadarıyla bu tespit doğru ve motorun takat kaybının nedeni, yüksekliği gösteren Altimeter cihazının aletli iniş sistemine vermiş olduğu geribesleme bilgisinin hatalı olması.

Uçak 1950 feet yüksekliğindeyken otomatik pilot yere yakın olduğunu düşünerek uçağın arka tekerlerini yere koymaya çalışmış ve hatta retard yapmış.

Pilotlar bu durumu ortam şartlarından (700 feet gibi alçak bir irtifada bulut yoğunluğu varmış) dolayı geç algılamışlardır. Görerek uçuşa geçişleri zaman almıştır. Oldukça az zaman kaldığı için uçağı tekrar toparlama adına pilotlara yapacak pek bir şey kalmamış görünüyor.

http://www.flightglobal.com/blogs/unusual-attitude/2009/03/turkish-airlines-crash-evidenc.html

Yukarıdaki adreste tüm suçu pilotlara yükleyen bir yazı yer almakta. Bu yazı hakkında bir yorumum olmayacak..

Boeing açısından olayı ele aldığımızda, eğer bu rapor doğru ise, hangi gerizekalıların uçağın ana kontrol bilgisayarını tasarladığını merak ettim. Geribesleme değerini tek bir sensörden ve filtrelemeden aletsel iniş sistemine yollayan mühendis kişi için gerizekalı demek bile iltifat sayılabilir.

Görev kritik bir sistemde bu denli büyük bir sensör hatası olmasını aklım almıyor..

Yolculuklarımda tasarım hatalarından dolayı kara listeye alarak binmemeye özen gösterdiğim MD-80 serisinden sonra güvendiğim dağlara da kar yağdı..

Bir diğer yandan son 8 uçuşta 2 kez arıza veren sol radar yükseklik ölçer cihazın değişmemesi ya da rapor edilmemesi THY tarafındaki soru işareti. Bu ön rapor doğru ise bir çok kişinin istifa etme zamanı gelmiştir.

THY Amsterdam Uçak Kazası

Amsterdam Uçak Motoru

Facebook profilime bir bağlantı vermiştim, fakat konu detaylı olduğu için onu silip buraya taşımaya karar verdim.

Öncelikle Çarşamba günün yaşanan elim kazadan dolayı derin üzüntülerimi bildirmek isterim. BYTE dergisindeki yazılarıyla ve forumdan tanıdığım, Hollanda’da doktora yapmakta olan Cüneyd Er’in de yolcu listesinde olduğunu gördüm ve üzüntüm daha arttı. Umut Aydın’ın twitter raporlarından öğrendiğim kadarıyla vücudundaki kırıklar nedeniyle durumu kritikmiş. Allah’tan kendisine ve tüm yaralılara acil şifalar diliyorum. Yaşamını yitiren kokpit ekibi ve yolculara Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarına sabır ve metanet diliyorum.

* * *

Kazanın nedeni ile ilgili yorum yapmak için henüz çok erken fakat motorun bir şekilde takat kaybettiği ve bu nedenle perdovites(stall) konumuna geçip flap ve slat açık 100 metrelik bir düşüş yaşandığı yolcu anlatımları, görgü tanıklarının ifadeleri ve fotoğraflardan anlaşılıyor. Motorun hangi nedenden dolayı takat kaybettiğini bu aşamada değerlendirmek zor.

Konu ile ilgili ilk izlenimim bir wind shear oluşma ihtimali idi. Bugün edindiğim ve yukarıda aktardığım bilgiye göre 100 metrelik stall durumu bu ihtimali çok uzak kılıyor. Çünkü 4500 m görüş mesafesi ile ILS yaklaşmasındaki bir uçağı bu kadar düşürmek gerçekten kolay iş değil. Çok ağır bir wind shear durumunda dahi o irtifada 100 metrelik dikey bir yer değiştirme oluşacağına imkan vermiyorum. Önceki uçağın inişinden oluşan vorteksten bahsediliyor fakat oradan uzay mekiği geçse bu kadar düşüş etkisi yaratamaz, uçak yalpalar, sert iniş yapar ama böyle bir dikey konum değişikliği olmaz.

Başta da söylediğim gibi motorlar bir şekilde takat yitirmiştir, turbofan motorlarda yapılan girişe yanıt süresi 7 saniye civarında olduğu için tekrar toparlanma zamanı bulamamıştır. Bunu farkeden pilot uçağı minimum hasarla tarlaya indirmeyi başarmıştır. Eğer tekerlekler açık olmayıp belly landing yapılmış olsaydı hiç ölüm ve yaralanma olmayabilirdi kanısındayım. Ama içinde bulunulan acil durumun şartlarını bilmeden bu yorumu dile getirmenin ne kadar doğru olduğu konusunda emin değilim. Umarım yetkili kurumlar bu kazadan gerekli dersleri çıkarır ve inşallah bir daha böyle elim bir olay ile karşı karşıya kalmayız.

Cisimleri havada tutmanın yolu

ONN tarafından dalgası geçiliyor olsa da;

Bilim, cisimleri yerçekiminden bağımsız hale getirmenin ve sürtünmeyi ortadan kaldırmanın yollarını bulmaya başlıyor.

Şimdilik sadece nanoteknolojide uygulama alanı bulacak gibi görünüyor olsa da, belki uçan arabalar çok uzağımızda değildir ne dersiniz? :)

Nanomekanik cisimleri havada tutmanın yolu bulundu

Henüz bir cismin havada tutulması gerçekleştirilmedi ancak bilim insanları, doğadaki en küçük parçacıkları yöneten ilkelerden oluşan “kuantum mekaniğinin” sır dolu güçlerini kullanarak, bunun nasıl başarılabileceğinin yolunu keşfetti.

Harvard Üniversitesi uygulamalı fizikçi Federico Capasso ve ekibinin yaptığı bu çalışma, Nature dergisinde yayımlandı. (Quantum Levitation anahtar kelimesi ile google’da konuyla ilgili çalışmalara bakabilirsiniz)

Küçük nanoteknolojik makineler yapılmasına imkan sağlayabilecek olan bu yöntemde, moleküllerin belirli birleşimleri oluşturularak, birbirlerini itmeleri sağlandı. Bu “yeni gücün” keşfinin, moleküllerin havada tutulmasını sağlayabileceği, sürtünmenin sıfır olduğu küçük, yeni kuşak cihazların yapılmasını sağlayabileceği kaydedildi.

Bu yeni güç, çok küçük cisimlerin birbirlerine yaklaştıklarında birbirlerini çekmeleri esasına dayanıyor. Bir Rus ekibi, moleküllerin doğru bileşimi elde edildiğinde bu gücün tersine dönebileceğini, yani cisimlerin birbirini itebileceğini öne sürmüştü. Amerikalı bilimcilerin yaptığı bu deney de Rusların bu varsayımını kanıtladı. Deney sırasında bir sıvı üzerindeki ince altın yüzey, metalik bir yüzey tarafından çekildi ancak silisyumdan yapılan bir başka yüzey tarafından itildiği gözlendi.

Neredesiniz?

DuaSon 8 günde 452 insan acımasızca öldürüldü. 75 ‘i masum çocuklardı. 1.5 milyon insanın yaşadığı şehirde herkes hedef olma korkusunda..

Elektrik yok, sığınacakları bir yer yok, soğuk havada evlerinin dışında ölümü bekliyorlar.

Şu an bu mesajı yazarken CNN’e bağlanan Filistin hükümet yetkilisi bir kaç saat önce bir caminin vurulduğunu aralarında 5 civarı çocuğun da bulunduğu 40 kişinin öldüğünü söylüyor.. Buna cevap olarak gerzek CNN muhabiri İsrail’i savunmaya çalışıyor.

Bu insanların hakkı ölmek mi? Bu yüzden mi sözde insan hakları savunucuları seslerini çıkaramıyor olanlara?

İsrail halkı siz buna nasıl izin verebiliyorsunuz?

Masum insanlar gözünüzün önünde askerleriniz tarafından öldürülüyor. II. Dünya Savaşında sizlere yapılanları ne çabuk unuttunuz? Biz Asala’nın eylemleri yüzünden tüm ermenileri yok mu etmeliydik? Bu işin çözümü bu mu?

Her fırsatta, her olayda bizlere saldıran kurumlar ve insanlar neden suskun?

Neredesin 1994′de Ruanda’da olup biteni görmezden gelen Birleşmiş Milletler?  Yine susuyorsun.

Neredesin 90′lı yıllar boyunca gözünün önünde Sırpların yaptığı Müslüman kıyımına sesini çıkarmayan Avrupa Birliği?

Neredesiniz 1915′te yaşananlar için özür dileyen sözde insan hakları savunucusu ‘aydınlarımız’?

Neredesiniz Nobel ödülü almış ‘elit’ insanlar? Neden konuşmuyorsunuz?

Neredesiniz insan haklarını ve demokrasiyi sadece politik amaçlarla dillerine dolayan iki yüzlüler?

Neredesiniz ulan nerede!

Burçların değişmesi ve bir saçmalık olarak; Astroloji

Burçlar

10 Nisan - 25 Nisan: Sivas Kangal Burcu
5 Temmuz - 25 Temmuz: Afrika Dere Kurbağası Burcu
25 Temmuz - 2 Ağustos: Van Kedisi Burcu
15 Ekim - 1 Kasım: Turunçgil Kırmızı Örümceği Burcu
29 kasım-5 aralık: Çıngıraklı Yılan Burcu
6 aralık-10 aralık: Piton Yılanı Burcu

Yukarıdakiler son derece saçma öyle değil mi? Şu an inanılan burçlar da aynı ölçüde saçmalıktan ibarettir.

Bundan binlerce yıl önce uzayda var olan ‘derinlik’ kavramından habersiz toplumların yıldızları çeşitli hayvanlara benzeterek gelecek tahmini yapmasını o dönemin şartları ve bilinç düzeyinde normal karşılayabilirim.

Ama günümüz insanının bu saçmalıkların referansında geleceklerini şekillendirmeye çalışmaları tam anlamıyla bir cehalet örneğidir. Az önce ekşi sözlükte başlıklara göz atarken burçların değişmiş olduğunu gördüm. Almanlar başka bir hesap yapmış ve bu hesapta daha farklı burçlar çıkmış.. Zaten önceki ‘hesabın’ da bir zemini yok ki? Daha doğrusu bunun varsayımlara dayanmayan bir matematiksel geriplanı yok.

Gelin kendi kendimizi kandırmayı bırakalım artık. Bunu akla ve mantığa sığdırmak için uğraşanların söyledikleri ve yazdıkları bir ‘astronomi’ ilgilisi olarak sadece gülümsememe neden oluyor.

Astroloji ile Astronomi’nin ilgisi, Ajdar’la Türk Sanat Müziğinin birbiri ile olan ilgisinden bile daha azdır.

Milliyet’in konuyla ilgili haberi

Aloha Hava Yolları Uçuş 243

243

Sivil havacılık tarihini yeniden yazan uçuş 243, hayatımda gördüğüm en ilginç olaylardan biri.. 7300 metre olan normal uçuş yüksekliğine tırmanan uçaktan seyir esnasında bir çok yüzey bloğu ardı sıra kopmaya başlıyor.

Bu olayı inanılmaz kılan sadece 1 kabin görevlisinin ölümüyle sonuçlanmış olması.

Pilotlar yoğun bir çabayla üstü kopmuş, ağır hasarlı uçağı alana indirmeyi başarıyor. Sanırım uçağın yolcuları bu olaydan sonra mucizelere inanmaya başlamışlardır.

Uçuş 243, Metalurji ve Malzeme Mühendisliği öğrencileri ve mezunları için tam bir ‘case study’ niteliğinde.

http://en.wikipedia.org/wiki/Aloha_Flight_243

http://video.google.com/videoplay?docid=-3033260135965188182

Uçakların iniş ve kalkışları esnasında yapısal öğeler üzerinde çok büyük bir stres meydana gelmektedir. Bu stres zamanla perçin ve epoksi kullanılarak üretilen bağlantı noktalarını zorlar ve kopmaya, parçalanmaya zorlar. Bu nedenle uçağa belli bir ömür biçilir. Boeing 737-200 serisi uçaklar için bu 75.000 iniş / kalkış devri olarak belirlenmiştir.

Oysa 1967′de göreve başlayan Uçuş 243′teki Boeing’in iniş / kalkış devri 90000′e ulaşmak üzereydi.

Yaşanan bu olay sonrası teknik prosedürlere bu tür metal yorgunluğu sorunlarının önceden anlaşılmasını sağlayacak talimatlar eklenmiştir.

Uçağın üst kısmında oluşan yırtığın bu denli büyük olmasının nedeni ise oldukça enteresan ve yukarıda bağlantısını verdiğim videonun sonunda kendi incelemesini gerçekleştiren bir mühendis tarafından açıklanmış. Fakat bölgedeki yerel ve uluslararası havacılık güvenliği kurumları yırtılmanın bu denli büyük oluşunun nedeni ile ilgili bugüne dek resmi bir açıklama yapmamamışlar.

EVE

Eve

Çakmada zirve; Çin malı kondansatör

Çin’in sözde uzay yolculuğu ve Çin malı elektronik komponentlerin devreyi kararsız çalıştırdığı yönünde söylediklerimden dolayı bana tepki gösteren arkadaşlar oldu. En büyük gerekçeleri ise eğer Çin olmasa biz elektronik ürünleri bu kadar ucuza alamayacakmışız.

Peki aldığımız ürünlerin kullanım ömrü ne olacak?

1994′te aldığım Sony Walkmen halen çalışıyor. İçerdiği onca mekanik düzeneğe rağmen bozulduğundan dolayı bir kez içini açmamışımdır. Bozulmamasına rağmen kendi yaptığım radyo alıcısı için ‘benchmark’ amacıyla bir kez dağıtıp tekrar topladığımı hatırlıyorum halen çalışıyor. :)

1986′da ben 4 yaşında iken alınan Toshiba marka televizyon evden çıkmadan önce halen kusursuz çalışıyordu.

Kaç yılında alındığını bilmediğim dedemin almış olduğu Grundig marka radyo halen çalışıyor.

Hangi Çin malı elektronik ürün için bu garantiyi verebilirsiniz?

Geçenlerde Mahoni, SAITEM Lab’da çok ilginç bir fotoğraf paylaşmıştı. Bana göre Çinlilerin güne başlama sözü ‘cost down’dır. Bu uğurda da herşeyi yapacak gibi görünüyorlar. :D Buyrun;

Çin malı kondansatör

ILS yoksa uçak düşer!

Isparta’da Kasım 2007′de düşen MD 83′ün kaza raporu açıklanmış.

“Kaza Soruşturma Kurulu, TC-AKM tescil işaretli MD83 tipindeki KKK 4203 sefer sayılı uçuşun muhtemel kaza nedenlerinin, uçuş ekibinin yayınlanmış alçalma planlarındaki usulleri doğru uygulamaması, hava aracının bulunduğu coğrafi konumu ve arazi yapısını doğru değerlendirememesi, uçuş ekibinin karşılıklı çapraz kontrolü sağlamakta ve alet işarlarını değerlendirmede yetersiz kalmaları nedeniyle uçağın yayınlanmış usullere uygun uçmasını sağlayamamaları, özellikle EGPWS’de gözönünde bulundurularak uygun standartlarda gerçekleştirilmeyen uçuş öncesi EGPWS self test ve bu hususta arıza giderme işlemlerindeki eksiklik, eğitim eksikliği ve uçağın dağlık araziye çarpmasını önlemek için ekibin karar verme ve tepki göstermede gecikmesi sonucunda meydana gelmiş tipik bir CFIT/ Kontrollü Uçuşta Yere Çarpma Kazası olduğuna karar vermiştir.”

Olayın hemen ertesinde bir yazı yazmıştım;

http://ean.btturk.net/isparta-1976-ve-2007-ucak-kazalari/

Bu yazıda çarpmanın gerçekleşme koşuluna göre kaza sınıfının CFIT olabileceğinin üzerinde özellikle durmuştum. Yaklaşma cihazı arızası üzerinde de durmuştum. Kaza raporunda ana neden olarak konuyla ilgili ilk yazımda bahsettiğim iki olasılık gösterilmiş.

Kaza raporu verilerine göre;

  • Son uçuşta kalkıştan önceki 30 dakikalık süreç içerisinde EGPWS arızası kayıtlı.
  • Kalkış sırasında EGPWS  için yanan INOP (Çalışmıyor) ikazına pilotlar tepki vermiyor.
  • Uçağın her iki motoru da çarpmadan önce çalışır durumda.
  • Uçak, 23:35.38’de ‘inbound’ pozisyonu rapor ediyor, 10 dakika 23 saniye sonra, 23:46.01’de ise tekrar pozisyon raporu istiyor. (Önce alana iniş için kilitleniyorlar sonra nerede olduklarını soruyorlar.)

Bu verilere baktığımızda uçağın düşüş nedeni aşağı yukarı ortada. Fakat bu noktada ulaştırma bakanının yaptığı basın toplantısındaki bir diyalog beni çok endişelendirdi.

“Havaalanında aletli iniş sisteminin bulunmayışı, kazayı destekleyen nedenlerden biri olabilir mi?” sorusuna Yıldırım, “Bu havaalanına ilişkin bilgilerin önceden pilotlar tarafından bilindiğini belirterek, “Bir başka konu da tabii, bulunduğu yer itibariyle Isparta Havaalanına bugün dahi, hiç bir zaman aletli iniş sistemi kurulamaz. İniş ve kalkış ile ilgili tek emniyet sistemi de ILS değil. Bir çok emniyetli yaklaşma sistemleri var. Kaldı ki bunlar uçuş haritalarında havaalanlarında bilinen bilgiler. O bakımdan bunun bir katkısı yok” yanıtını verdi. *

Ben bir havacılık meraklısı olarak ILS ile VOR’un farkını biliyorum. Ama Türkiye Cumhuriyetinin Ulaştırma Bakanı bilmiyor olmalı. Bunlar teknik olarak karşılaştırılamaz sistemler. Bir çok emniyetli yaklaşma sisteminden kasıt nedir? Bizdeki meydanlarda bildiğim kadarıyla yaklaşma/konum tespit sistemi olarak VOR / ILS ve TACAN kullanılıyor. TACAN askeri uçaklar için geliştirilen bir sistem ve askeri meydanlarda kullanılıyor. Isparta’ya gelen uçaklar VOR dışında hangi emniyetli! yaklaşma sistemini kullanıyor örneğin?

Diyarbakır uçağı sisten dolayı düştüğünde ILS olsaydı düşmezdi demiştik ki çok doğruydu ama meydanda TACAN olduğu için bir de ILS kurmak teknik olarak mümkün değildi.

Isparta’daki teknik kısıt ise pistin yanlış yere inşa edilmiş olmasından kaynaklanmakta.  Son olarak yazıya ve bu konuya 1 Aralık 2007′de Yılmaz ÖZDİL’in yazdığı bir makale ve ‘can alıcı’ paragrafı ile son noktayı koyuyorum.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/7792918.asp?yazarid=249

Uçak Diyarbakır’a inerken düştüğünde, “Aslında Diyarbakır’da ILS olacaktı, buraya takmayıp, torpille Isparta’ya taktılar” diye iddialar ortaya atılmıştı. 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de, kendini savunmak için, Anadolu Ajansı’na konuşmuştu: “Bu iddialar doğru olamaz, çünkü Isparta’da zaten ILS yok!”

‘I will call you back’ :(

Çin’in uzayı bile sahteymiş :)

poolwalk.jpg

Çin’in Eylül’de gerçekleştirdiği uzay yürüyüşünü! hatırlayacaksınız.

http://ean.btturk.net/cinin-gerceklestirdigi-ilk-uzay-yuruyusu-eva/

Ruslar ve Amerikalılar bu EVA operasyonunun, su altı testlerinin uzay yürüyüşü olarak yutturulmasından başka bir şey olmadığını ortaya çıkardılar.

Aslında ilk olarak fırlatmadan 1 gün önce Çin’in hükümet sitelerinden “teknik arıza” sonucu verilen basın bülteni bu operasyonun sahte olduğunun izlerini taşımaktaydı. Geçilen basın bülteninde uzay adamı ile yer istasyonu arasında henüz konuşulmamış olan diyaloglar yayınlanmıştı.

Uzaydan! yayın başladığında benim ilk dikkatimi çeken şey kapak açıldıktan sonra araçtan fırlayan beyaz parçacıklar oldu. Çin malı araç sonuçta olur böyle şeyler dedim, kepler kanunları çıkan maddelerin hızlarının böyle dramatik değişmeyeceğini söylese de.

Yahu araç yörüngesinde güzel güzel oturmuşken içerideki madde nasıl değişken bir hızla dışarı fırlar? O gördüğüm şeyler hava kabarcıklarıymış.. Ruslar farketmiş bunu. Ben farkedemedim.

Nokia N95′in sahtesini yaptıklarında anlamalıydık bunu aslında, ya da BMW’nin, Mercedes’in, Ferrari’nin..

Evet, sonunda uzayın da sahtesini yaptılar Çinliler.

Eğer Çin hükümetinin bu durumdan haberi varsa çok kötü, haberi yoksa ve Çin Uzay Ajansının bir oyunu ise sanırım bayağı bir kişi kurşuna dizilecek. Ama Çin’in pek değerli büyüklerinin bilmeleri gereken şey, bilimsel gelişmelerin baskıcı rejimle çalışmadığıdır. Bilim, özgürlük ve toplumsal refahın olduğu ortamlarda gelişir.

Yoksa böyle son dakika oyunları ile tüm dünyaya rezil olursunuz.

http://www.youtube.com/watch?v=lBL98p0wZ7g

http://www.youtube.com/watch?v=bWKqDBrtvMU

http://www.youtube.com/watch?v=NVbBFwdmldA

En büyük suç

children.jpg

Güncel olaylarla ilgili yorum / değerlendirme yazmak pek hoşuma gitmiyor ama artık dayanamadığım, ciddi bir mide bulantısına sebep olan bazı haberler üzerine aşağıdaki alıntıyı paylaşmak istiyorum.

“Allah iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Allah’ı kullanırlar.”

Giordano Bruno (İtalyan Filozof, 1548-1600)

Öyle sanıyorum ki Bruno haksız bir şekilde idam edilirken dahi, insanların bu kadar kötü olabileceğini tahmin etmemiştir. En kutsal değerlerin, en aşağılık amaçlara ulaşmak için kullanılabildiği bu garip dünyada bulunuyor olmak bile insanın içini acıtabiliyor.

Fee fi fo, she smells his body,
She smells his body, and it makes her sick to her mind,
He has got so much to answer for,
to answer for, to ruin a child’s mind.

How could you touch something,
so innocent and pure? Obscure.
How could you get satisfaction
from the body of a child? You’re vile, sick.

Kötü devler masum çocukları masallarda öldüremiyorlar ama gerçek yaşam bir masaldan çok daha acımasız.